Ben Bir Orospu Çocuğuyum Çünkü Kankamın Kız Arkadaşını Ayarttım Piçim; Selim, Özkan ve Özge’nin Heybeliada macerası tam da böyle, her şeyin tıkırında gittiği o nadir ve kusursuz günlerden biri olarak başladı.

Vapurdan indiklerinde adanın o kendine has çam kokusu ve deniz havası üçünü de anında çarpmıştı. Özkan, her zamanki heyecanlı haliyle grubun önünden giderken, Özge mesleki bir alışkanlıkla “Çocuklar, güneş kremini sürmeden adımı bile atmıyoruz, sonra nöbette yanık hastası bakarken size söylenmeyeyim” diye tatlı sert uyarısını yapmıştı. Selim ise ekibin dengesiydi; çantaları omuzlamış, bugünün harika geçeceğinden zaten emin bir şekilde gülümsüyordu.

Heybeliada Aqua Green Beach’e vardıklarında, deniz ayaklarının altındaydı. İlk başta “Aramızda bir çift var, ben sap gibi kalır mıyım?” diye hafiften çekinen Selim’in bu korkusu daha ilk yarım saatte uçup gitti. Çünkü Özge, sadece Özkan’ın sevgilisi değil, sanki kırk yıllık dostları gibiydi. Ne zaman Özkan bir espri patlatsa, Özge ve Selim göz göze gelip “Biz bu çocuğu ne yapacağız?” bakışı atıyor, birlikte Özkan’la dalga geçiyorlardı.

Deniz, Güneş ve Durdurulamaz Üçlü
Günün en eğlenceli anları ise su kaydıraklarında yaşandı. Özkan, “Oğlum Selim, bak şimdi nasıl artistik bir atlayış yapacağım” diyerek kaydıraktan fırladı ama suya adeta bir çuval gibi çakıldı.

Özge: (Kahkahalarla) “Aşkım, acilde çok dikiş attım ama senin bu karizmanı toparlayacak medikal bir müdahale henüz icat edilmedi!”

Selim, Özkan’ın sudan çıkıp saçlarını savuruşunu taklit ederken, üçü de gülmekten kırılıyordu. Denizde voleybol oynadılar, dondurma sırasına girdiler, eski anılardan konuştular. Üçünün arasındaki enerji o kadar doğaldı ki, aqua parktaki diğer insanlar bile onların bu neşesine dönüp bakıyordu. Özge’nin o yoğun hastane nöbetlerinin stresi, Özkan’ın günlük koşturmacası ve Selim’in rutin hayatı, adanın serin sularında eriyip gitmişti.

Gecenin geri kalanı, o ana kadar yaşanan tüm güzel anıların üzerine simsiyah bir perde çekti.

Rakı masasının neşesi, yerini pansiyonun loş ve basık odasındaki o ağır sessizliğe bırakmıştı. Özkan, aldığı alkolün de etkisiyle yatağa yığıldığı gibi derin bir uykuya daldı; dünyadan kopmuştu. Selim ve Özge ise diğer odada, alkolün verdiği o tehlikeli çakırkeyiflikle baş başa kalmışlardı. Sınırlar çoktan bulanıklaşmıştı.

Selim, içinde uyanan o karanlık dürtüye ve dostluğa ihanet etme fikrine engel olamadı. Özkan’ın en güvendiği iki insan, hemen yan odada o güveni paramparça ederken, Selim o an sadece kendi bencil arzusunu tatmin etmeye odaklanmıştı. Sadakat, dostluk ve “kardeşlik” sözü, o loş odanın duvarları arasında bir gecede hiçe sayıldı. Selim haykırıyordu; ben bir orospu çucuğuyum, piçim diye…

Leave a Reply

Your email address will not be published.