Dalgaların Kayalıklara Vurduğu Gibi Karısına Vuramayan Basiretsiz Top; Güneş, ufuk çizgisine doğru yavaşça süzülürken deniz gökyüzünün tüm kızıllığını emmiş gibi alev alev yanıyordu. Dalgaların yıllardır döve döve keskinleştirdiği o sarp kayalıklara vardığımızda, ikimiz de soluk soluğaydık. Serkan olarak uzattığım eli tutup son kayayı da aştığında Canan’ın yüzündeki o yorgun ama mağrur tebessümü gördüm.

Aşağıda, şehrin gürültüsünden ve kalabalığından kilometrelerce uzakta, hırçın dalgaların köpürdüğü masmavi, derin bir abyss uzanıyordu.

“Harika bir yer bulduk,” dedi Canan, nemli saçlarını geriye iterken. Yüzü rüzgârın ve tuzlu suyun etkisiyle parlıyordu.

Ancak birkaç saniye sonra, etraftaki o tuhaf sessizlik çöktü üzerimize. Rüzgârın kayalara çarparken çıkardığı ıslıktan ve aşağıdaki dip dalgalarının uğultusundan başka tek bir ses bile yoktu. Başımı çevirip etrafa baktım. Ne sahilde duran bir şemsiye, ne uzaktan geçen bir tekne, ne de neşeli insan sesleri… Burası haritadan silinmiş, zamanın unuttuğu bir uç noktaydı.

Kimsecikler yoktu. Sadece ikimiz ve altında ne barındırdığı bilinmeyen o derin deniz.

“Serkan…” dedi Canan, sesi bu kez daha alçak ve biraz da tereddütlü çıkmıştı. “Burada gerçekten bizden başka hiç kimse yok, değil mi?”

“Yok,” dedim, gözlerimi etraftaki dik yarlarda gezdirerek. “Tamamen yalnızız.”

Aramızdaki o sessizlik önce tatlı bir kaçamak duygusu yaratsa da, çok geçmeden kayalıkların arkasındaki gölgelerin uzamasıyla yerini hafif bir ürpertiye bıraktı. Çünkü yüzerek geldiğimiz o güvenli kıyı artık çok uzakta kalmıştı ve havanın kararmasına çok az zaman vardı.

Canan elimi biraz daha sıkı tuttu. “Sanırım…” dedi, gözlerini aşağıdaki karanlık sulara dikerek, “buraya kadar gelmek hikayenin sadece kolay kısmıydı.”

Göz göze geldik. Doğanın ortasında, medeniyetin tam bittiği bu kayalıklarda, o an ikimiz de aynı şeyi hissettik: Ya hemen geri dönmek için kendimizi hırçın sulara bırakacaktık ya da bu ıssız uç noktada gecenin bizi bulmasına izin verecektik.

Gözlerindeki o korku kırıntısı, yerini bir anda gençlikte ki gibi bir heyecana ve özgürlüğün getirdiği hafif bir sarhoşluğa bıraktı. Gülümsemem yüzüme yayılırken Canan’a doğru bir adım daha attım.

“Haklısın…” dedim, rüzgârın sesini bastıracak kadar kendinden emin bir fısıltıyla. “Kuralların, saatlerin, bizi izleyen gözlerin olmadığı yerdeyiz. Burası sadece bize ait.”

Canan, üzerindeki ıslak tişörtün ucundan sıkıp suyunu kayalıklara akıttı. Gözlerini benden ayırmıyordu. Şehrin stresi, gündelik hayatın üzerimize yüklediği o ağır sorumluluklar… hepsi arkamızda bıraktığımız o güvenli ama sıkıcı kıyıda kalmıştı.

“Peki, madem her şeyi yapabiliriz…” dedi Canan, ayağının altındaki kayayı sağlamlaştırıp uçuruma bir adım daha yaklaşarak. “…ilk kuralı kim bozuyor?”

O an ne soğuk suyun ürpertisi kaldı zihnimizde ne de yaklaşan gecenin karanlığı. Derin bir nefes aldım, Canan’ın elini bu kez korkudan değil, ortak bir çılgınlığın heyecanıyla kenetledim. Kayalara çarpan dalgaların gürültüsü, kalbimizin ritmine karışıyordu.

İkimiz de aynı anda aşağıya, o lacivert derinliğe baktık. Artık geri dönmek yoktu; bu ıssız kayalıklar, kendi kurallarımızı yazdığımız o unutulmaz kaçamağın sahnesi olacaktı.

Uçurumun kenarında, rüzgârın ve hırçın dalgaların sesi dışında hiçbir şeyin ulaşamadığı o ıssız kayalıklarda, aramızdaki tüm çekinceler tamamen eriyip gitti. Etrafta gözlerden, kurallardan ve kalıplardan uzak kalmanın getirdiği o el değmemiş özgürlük hissi, bedenlerimizi saran arzuyu nihayet serbest bıraktı.

Canan’ın elini bırakmadan onu kendime doğru çektim. Islak tenlerimizin birbirine değdiği an hissettiğimiz o sıcaklık, biraz önce üzerimizi kaplayan akşam serinliğini bir anda yok etti. Yıllardır süren birlikteliğimizin getirdiği o derin uyum, doğanın tam ortasındaki bu vahşi ve bakir atmosferde bambaşka bir boyuta taşındı.

Tenimize temas eden tuzlu rüzgâr, altımızda kayalara çarpan hırçın dalgaların ritmi ve sadece ikimizin nefeslerinden oluşan o ses haritası… Zamanın ve mekânın tamamen anlamını yitirdiği, tutkunun ve özgürlüğün doruğa ulaştığı, sadece bize ait Unutulmaz bir an olarak hafızalarımıza kazındı.

Gece kayalıkların üzerine tamamen çöktüğünde ve sular durgunlaştığında, ikimiz de gökyüzündeki yıldızların altında, hayatımızın en tutkulu ve özgür anlarından birini yaşamış olmanın huzuruyla yan yana uzanıyorduk.

Leave a Reply

Your email address will not be published.