Deniz Kenarına Yüzmek İçin Geldiler Ücretsiz Kumsalda Altmış Dokuzdan Tavşan Yaptılar; Güneş, altın rengi ışıklarını masmavi denizle buluştururken dalgaların ritmik sesi kıyıya tatlı bir huzur taşıyordu. İş hayatının yoğun temposundan, ev sorumluluklarından ve şehir gürültüsünden kısa bir süreliğine de olsa uzaklaşmayı başaran Arzu ve Hande, kumsalın ve güneşin tadını çıkarmak için en doğru yeri seçmişlerdi. İki olgun kadın, hayatın ortasında yakaladıkları bu kıymetli molanın her anını özümsemek istiyordu.

Arzu, şık şapkasını düzeltip renkli havlusunu incecik kumların üzerine serdi. Kendini şezlonga bırakırken derin, ferahlatıcı bir nefes aldı. Güneş gözlüğünün ardından engin denize bakarak, “İşte ihtiyacımız olan tam olarak buydu,” dedi. “Sadece rüzgar, deniz kokusu ve zihnimizi dinlendiren bir sessizlik…”

Hande ise çantasından güneş kremini çıkarırken gülümsedi. “Kesinlikle,” diye karşılık verdi. “Hayatın koşuşturmacasında kendimize vakit ayırmayı ne kadar ihmal ettiğimizi ancak böyle anlarda anlıyoruz.”

Günün ilk saatleri, denizin serin sularında sakince yüzerek ve berrak suyun tadını çıkararak geçti. Kıyıya çıktıklarında, omuzlarında kuruyan tuz tanecikleri ve tenlerini ısıtan güneşle birlikte ruhlarının da hafiflediğini hissettiler. Şezlonglarına kurulup soğuk içeceklerini yudumlarken, hayatın getirdiği olgunlukla birbirlerini dinlediler. Gençlik yıllarının coşkulu telaşı yerini; birbirini yargılamadan anlayan, hayat tecrübelerini paylaşan iki kadının samimi ve derin sohbetine bırakmıştı.

Öğleden sonra güneş yavaş yavaş ufka doğru süzülüp gökyüzünü turuncu ve pembe tonlarına boyarken, kumsala tatlı bir serinlik çöktü. Arzu ve Hande, yan yana oturup ayaklarını sıcacık kuma gömdüler.

Ufukta batan güneşi izlerken, hem hayatın yüklerinden arınmış olmanın hafifliğini hem de birbirlerinin dostluğuna sahip olmanın güvenini derinden hissettiler. Kumsalda geçen bu sakin gün, onlar için sadece bir tatil değil, kendilerine verdikleri harika bir hediyeydi.

Güneş, kumsalın üzerine altın sarısı sıcaklığını dökerken, dalgaların ritmik sesi Arzu ile Hande’nin arasındaki o sessiz ama yoğun çekime eşlik ediyordu. İki olgun kadın, şehir hayatının hengamesinden uzaklaşıp baş başa kalmanın hafifliğini yaşarken, aralarındaki bağ çoktan sıradan bir yakınlığın ötesine geçmişti. Yılların getirdiği olgunlukla birbirlerinin bakışlarındaki alt metni okumak, ikisi için de kaçınılmazdı.

Arzu, hafif ıslak saçlarını arkaya atıp şezlonga uzandığında, Hande’nin bakışlarını üzerinde hissetti. Güneş gözlüğünü yavaşça çıkarıp göz göze geldiklerinde, aralarındaki çekim dökülen tüm kelimelerden daha yüksek sesle konuşuyordu. Hande’nin gözlerindeki o sıcak, hayranlık dolu ifade Arzu’nun içinin titremesine yetti.

“Böyle bakmaya devam edersen,” dedi Arzu, dudaklarının kenarında beliren hafif bir gülümsemeyle, “bu sakin deniz bile ateşimizi düşürmeye yetmeyecek.”

Hande hafifçe gülümseyerek Arzu’ya doğru yaklaştı. Elini uzatıp Arzu’nun yanağında kuruyan tuz tanesini nazikçe parmak ucuyla sildi. Temas ettikleri o an, ikisinin de nefesi bir anlığına kesildi. Parfümün, tuzlu denizin ve güneş kreminin birbirine karıştığı o kokuda, gözleri sadece birbirine odaklanmıştı.

“Belki de niyetim tam olarak budur,” diye karşılık verdi Hande, sesi fısıltı kadar yumuşak ama bir o kadar kararlıydı. “Uzun zamandır hayatın kargaşasında bastırdığımız her şeyi buraya, bu kumsala taşımak istedim.”

Akşamüstü güneş ufukta kızıllığa bürünürken kumsaldaki kalabalık tamamen çekilmişti. Rüzgar tatlı bir serinlik getirirken Arzu ve Hande kumsalın üzerinde yan yana oturdular. Hande’nin eli kumların üzerinde Arzu’nun elini buldu; parmakları birbirine kenetlendi. İkisi de bu olgun yaşlarında, ne istediklerini bilmenin verdiği cesaretle aralarındaki aşka ve romantizme teslim olmuştu.

Ufka bakan gözleri, batan güneşin güzelliğinden ziyade yan yana olmanın, birbirini böylesine tutkuyla arzulayıp anlamanın verdiği derin huzuru yansıtıyordu. Kumsalda geçen bu gün, sadece bir tatil değil, saklı kalan hislerin cesurca yaşandığı unutulmaz bir başlangıçtı.

Güneş kumsalın üzerine altın rengi ışıklarını dökerken, dalgaların ritmik sesi Arzu ve Hande’nin içindeki o saklı fırtınayı bastırmaya yetmiyordu. İki olgun kadın, dış dünyaya karşı yıllardır titizlikle inşa ettikleri o “mükemmel, güçlü ve bağımsız kadın” imajının arkasında, kimseye itiraf edemedikleri arzularını taşıyorlardı. Yılların tecrübesiyle kendi kimliklerini sadece kendi içlerinde yaşayan, hislerini toplumsal baskılardan ve yargılayıcı gözlerden köşe bucak saklayan gizli iki lezbiyendiler.

Şehir hayatında birbirlerine her zaman bir mesafe koymayı başarmışlardı; ama bu ıssız sahil kasabası, kuralların ve maskelerin geride kaldığı tek yerdi.

Arzu, şezlongda doğrulup güneş gözlüğünün ardından etrafı süzdü. Kumsalda kimsenin olmadığından tamamen emin olduktan sonra bakışlarını Hande’ye çevirdi. Hande, omuzlarına düşen ıslak saçları ve güneşin ısıttığı teniyle Arzu’nun nefesini kesecek kadar büyüleyici görünüyordu. Yıllardır içten içe büyüttüğü o tutku, bu ıssız kumsalda artık kabına sığmıyordu.

“Kimse yok,” dedi Arzu, sesi aralarındaki arzunun ağırlığıyla hafifçe titreyerek. “Nihayet… Sadece biz varız.”

Hande, Arzu’nun sesindeki o dürüst ve saklanmaktan yorulmuş tonu hemen yakaladı. Yavaşça Arzu’nun şezlonguna doğru yaklaştı, yanına oturdu. Parmaklarını Arzu’nun kumlu ayağından yukarı doğru yavaşça gezdirirken, gözlerinde yılların getirdiği o gizli özlem vardı.

“Her gün, herkese karşı rol yapmak…” dedi Hande fısıltıyla. “Ama senin yanındayken, özellikle de burada, saklanmak zorunda olmamak beni mahvediyor Arzu. Seni ne kadar çok istediğimi bilmek ama bunu dünyadan gizlemek…”

Arzu uzanıp Hande’nin elini tuttu. İki kadının parmakları kenetlenirken, aralarındaki çekim kumsalın sıcaklığına karıştı. Saklanmanın verdiği o tehlikeli heyecan, aralarındaki romantizmi ve tutkuyu daha da derinleştiriyordu. Kimsenin onları göremediği bu bakir sahilde, sadece dalga seslerinin şahitliğinde birbirlerinin gözlerinin içine bakarak gerçek kimliklerini ve birbirlerine duydukları arzuyu özgürce yaşadılar.

Güneş ufukta batarken, iki olgun kadın kumsalın üzerinde birbirlerine sarılmış halde oturuyor, dış dünyanın yargılarından uzak, sadece kendilerine ait o gizli evrende aşkın tadını çıkarıyorlardı.

Leave a Reply

Your email address will not be published.