Üvey Kız Kardeşimin Ağır Hasarlı Vajinasını Toparlıyorum Çok Mutlu Oldu; Düğün salonunun gürültüsü, takı merasimi ve bitmek bilmeyen tebrik faslı bittiğinde saat gece yarısını çoktan geçmişti. Üstümdeki sıkan takım elbisenin kravatını gevşetip otoparka doğru yürürken, arkamdan bir ses geldi:

“Hey, beni burada bırakıp kaçmıyorsun herhalde?”

Arkamı döndüğümde üvey kız kardeşim Melis’i gördüm. Topuklu ayakkabılarını eline almış, sarı saçları hafifçe dağılmış bir şekilde bana bakıyordu. Annelerimizin evliliğinden sonra hayatımıza giren Melis ile hiçbir zaman klasik bir abi-kardeş gibi olmamıştık; daha çok kendi yollarında giden iki arkadaş gibiydik.

“Melis? Sen annemlerle dönmüyor muydun eve?” diye sordum, arabanın anahtarını çıkarırken.

“Onlar düğün çıkışı teyzemlere geçmeye karar verdi. Orada kalacaklar. Açıkçası o kalabalık evde yer yatağında yatacak halim yok,” dedi ve hafifçe gülümsedi. “Diyorum ki… Bu gece senin şu bekar evinde kalsam? Hem uzun zamandır görüşmedik, biraz laf hissetmiş oluruz.”

Açıkçası şaşırmıştım. Benim evim tam bir “bekar evi”ydi; dağınık, her köşesinde bir oyun konsolu kolu ya da kahve kupası olan, kendi halinde bir sığınak. Ama Melis’in o yorgun bakışlarına kıyamadım. “Peki bakalım, ama evdeki dağınıklık için şimdiden özür dilerim,” dedim.

Bekar Evine Dönüş
Eve girdiğimizde Melis derin bir nefes aldı. “Vay be, burası tam tahmin ettiğim gibi kokuyor: Kahve ve özgürlük.”

Hemen ona rahat edebileceği, benim eski oversize tişörtlerimden ve bir eşofman altı verdim. O ağır, parıltılı düğün elbisesinden kurtulup mutfağa geldiğinde, saçlarını tepeden gelişigüzel toplamıştı ve bambaşka biri gibi görünüyordu.

Gecenin ikisinde mutfakta tezgahın üzerine oturup bacaklarını sallayarak kahve yapışımı izledi.

“Biliyor musun,” dedi aniden, sesi her zamankinden daha sakindi. “Herkes benden mükemmel olmamı bekliyor. Annem, okul, arkadaşlar… Ama senin yanındayken sadece Melis olabiliyorum. Dağınık ve yorgun Melis.”

Onun bu dürüstlüğü içimi ısıtmıştı. Kahve kupasını önüne uzatıp, “Burada mükemmel olmana gerek yok zaten. İstediğin kadar saçmalayabilirsin,” dedim.

Gece Yarısı Sohbetleri
Salondaki eski koltuğa yerleştik. Televizyonda sesi kısık, eski bir film dönüyordu ama ikimiz de ekrana bakmıyorduk. Gençliğimizden, ailelerimizin birleştiği o ilk zamanlardaki acemiliklerimizden, şimdiki hayat koşturmacalarından konuştuk. Yıllardır aynı ailenin parçası olmamıza rağmen, birbirimizi aslında ne kadar az tanıdığımızı fark ettik.

Zaman su gibi aktı. Saat sabaha karşı dördü gösterdiğinde Melis’in gözleri iyice ağırlaşmıştı. Kafası yavaşça omzuma düştü.

Onu uyandırmamaya çalışarak battaniyeyi üzerine örttüm. Koltukta öylece, ergensi bir huzurla uyuyakaldı. Onu izlerken, hayatın getirdiği tüm o karmaşanın içinde, bu bekar evinin bu gece sadece benim değil, onun için de güvenli bir liman olduğunu hissettim.

Kendi odama doğru yürürken, aile olmanın sadece kan bağıyla değil, paylaşılan bu sessiz ve samimi anlarla inşa edildiğini bir kez daha anladım.

Leave a Reply

Your email address will not be published.