Pislik Kızı Ufak Dalgasıyla Sert Vurup Yarmaya Çalışırken Bağırtıp Hönkürtüyor; Nöbet ertesi yorgunluğunun şehir üzerine çöktüğü bir akşamüstüydü. Hastanenin yoğun temposu, bitmek bilmeyen serum değişimleri ve koridordaki koşuşturmacalar geride kalmıştı. Beyaz önlüğümü çıkarıp dolabıma astığımda kendime dair hatırladığım tek bir şey vardı: Hayatımın kontrolü ve partnerime olan koşulsuz bağlılığım.

Evden içeri adım attığımda sessizlik hakimdi. Partnerim salondaki koltukta oturmuş, günün yorgunluğuyla dalgın bir şekilde televizyona bakıyordu. Beni gördüğünde yüzünde hafif bir tebessüm belirdi ama gözlerindeki bitkinlik belirgindi.

“Çok yorulmuşsun,” dedi sesinde şefkatle mixed bir tonla. “İstersen biraz dinlen, bu akşam hiçbir şey yapmayalım.”

Gülümsedim. Hastanedeki o disiplinli, kurallara uyan hemşire imajı kapının dışında kalmıştı. Benim için zamanın, saatlerin ya da yorgunluğun bir önemi yoktu. Ona olan arzumu ve her an, günün her saatinde onunla olmaya hazır olduğumu kanıtlamak benim en büyük tutkumdu.

Ağır adımlarla yanına yaklaştım. Gözlerinin içine bakarak yanındaki yerimi aldım. Hande’ye, yani kendime taktığım o asi ve kuralları yıkan “Pislik” lakabının hakkını verme zamanıydı.

“Benim için yorgunluk diye bir şey yok,” diye fısıldadım, elini tutarak. “Saat kaç olursa olsun, ne kadar uykusuz olursam olayım; seninle olduğum her an ben zaten hazırım.”

Tereddütlü gözlerle bana baktı, ama duruşumdaki kararlılık ve gözlerimdeki tutku onun da tüm yorgunluğunu bir anda unutturdu. Benim sınır tanımayan bu enerjim, aramızdaki bağı her defasında daha da güçlendiriyordu. O akşam da farklı olmadı; zamandan ve mekândan bağımsız, sadece ikimize ait olan o anın ritmine kendimizi bıraktık.

Leave a Reply

Your email address will not be published.