Pezevenk Kocam Arabayı Kullanırken Zengin Arkadaşı Acımasızca Beni Becerdi; Gecenin başlangıcında her şey kusursuzdu. Şehrin en lüks restoranlarından birinde başlayan yemek, kahkahalar ve ardı ardına patlatılan pahalı şampanyalarla devam etmişti. Kocam, liseden beri bağını koparmadığı o aşırı zengin, nüfuzlu arkadaşının başarı hikayelerini dinlerken her zamanki gibi hayranlıkla kadeh kaldırıyordu. Ben ise ortamın ışıltısına ve alkolün damarlarımda yarattığı o hafif, uyuşturucu sıcaklığa teslim olmuştum.
Zaman algısını yitirdiğimiz, gecenin ilerleyen saatlerine kadar içtiğimiz o çılgın eğlence bittiğinde, dışarıdaki soğuk hava yüzümüze bir tokat gibi çarptı. Hepimiz sarhoştuk ama kocam, “Ben iyiyim, her şeyi kontrol edebilirim” inadıyla direksiyonun başına geçti. Zengin arkadaşı ise ayakta durmakta zorlanıyordu; arka kapıyı açıp kendini koltuğa bıraktı. Ben de öne oturmak yerine, nedense o anki sarhoş kafayla arkaya, onun yanına kuruldum.
Araba gecenin karanlığında, boş sahil yolunda hızla ilerlemeye başladı.
Öndeki kocam, radyodaki müziğin sesini açmış, kendi kendine şarkı mırıldanarak dikiz aynasından bize bakmadan arabayı sürüyordu. Alkolün verdiği cesaretle, arabanın içindeki hava bir anda ağırlaştı. Yanımda oturan adam, o her zamanki kibar, mesafeli duruşundan sıyrılmıştı.
Araba keskin bir virajı alırken, savrulmanın etkisiyle bana doğru eğildi. Normalde hemen çekilmesi gerekirken, gitgide daha da yaklaştı. Kulağıma eğilip, kocamın duyamayacağı bir fısıltıyla, “Bu gece ne kadar harika göründüğünün farkında mısın?” dedi.
Nefesindeki alkol kokusu ve sesindeki o cüretkar ton içimi ürpertti ama garip bir şekilde, alkolün yarattığı o sisli beyinle ne yapacağımı bilemedim. Kocamın gözü yoldaydı, arada bir dikiz aynasına bakıyordu ama arkadaki loş karanlıkta el ele tutuşup tutuşmadığımızı ya da ne kadar yakın oturduğumuzu seçmesi imkansızdı.
Arkadaşı, elimi koltuğun üzerine bıraktığım yere kendi elini koydu. Parmakları hafifçe tenime değdiğinde irkildim ama elimi çekmedim. Sarhoşluğun verdiği o tehlikeli rehavet, mantığımı tamamen devre dışı bırakmıştı.
“Kocanın bu hayatta sahip olduğu en değerli şey sensin,” diye fısıldadı yeniden, elini elimin üzerine tamamen kapatırken. “Ama bazen insan elindekinin kıymetini göremeyecek kadar kör oluyor.”
Tam o sırada kocam dikiz aynasından arkaya doğru seslendi: “Hey, arkadakiler! Sesiniz çıkmıyor, uyudunuz mu yoksa?”
O an kalbimin göğüs kafesimi dövdüğünü hissettim. Yanımdaki adam elini yavaşça çekti ama gözlerini gözlerimden ayırmadı. Dudaklarında meydan okuyan, paranın satın alamayacağı hiçbir şey olmadığını düşünen o kibirli ama çekici gülümseme vardı.
“Yok dostum,” dedi arkadaşı, sesini normalleştirerek öne doğru bağırırken. “Sadece alkol çarptı, manzaranın tadını çıkarıyoruz.”
Yolculuğun geri kalanı benim için tam bir sessiz savaşa dönüştü. Bir yanda ön koltukta hiçbir şeyden habersiz arabayı süren kocam, diğer yanda karanlıkta sınırları zorlayan zengin ve güçlü bir adamın tehlikeli yakınlığı…
Araba evimizin önünde durduğunda, alkolün etkisi yavaş yavaş geçiyor, yerini derin bir suçluluk ve adrenalinin verdiği o karmaşık hisse bırakıyordu. Bu gecenin, üçümüz arasındaki hiçbir şeyi eskisi gibi bırakmayacağını çok iyi biliyordum.
