Tek Harf Üç Rakamlı Markette Çalışan Kız Arkadaşımın Dilinden Kurtulamadım; Gözlüklü, minyon ve her zaman kendi dünyasında yaşayan Ebru ile altı aydır beraberdik. Ya da ben öyle sanıyordum. Ben Çağla. Ebru’nun o kendine has, her şeyi inceleyen büyük gözlüklerinin arkasındaki gizemli hava beni hep çekmişti. Ancak ilişkide çözemediğim, adını koyamadığım bir mesafe vardı her zaman. Elimi tutuyor, benimle saatlerce konuşuyor ama ne zaman olay daha derin bir yakınlığa gelse, ustaca bir manevrayla konuyu değiştiriyordu. “Zamana ihtiyacım var Çağla,” diyordu. Ben de ona saygı duyuyordum.

O akşam, telefonuma gelen mesajla içim kıpır kıpır olmuştu:
“Çağla, bu akşam bize gelsene. Artık saklamak istemediğim, seninle açık açık konuşmam gereken bir şey var. Önemli.”

“İşte,” dedim kendi kendine, “Sonunda o duvarları yıkıyoruz.” En sevdiği tatlıyı alıp heyecanla evinin yolunu tuttum. Merdivenleri ikişer ikişer çıktım, kalbim sanki göğüs kafesimden fırlayacaktı. Kapıyı çaldım.

Ebru kapıyı açtı. Gözlükleri burnunun ucuna düşmüştü, saçları dağınıktı ve yüzünde daha önce hiç görmediğim kadar ciddi, hatta suçluluk barındıran bir ifade vardı. içeri girdim, tatlıyı mutfağa bıraktım. Salona geçtiğimizde ortamda ağır bir sessizlik vardı.

“Ebru, ne oldu? Korkutuyorsun beni,” dedim, yanına oturmaya çalışarak.

Bir adım geri çekildi, ellerini dizlerine koydu ve gözlüklerini düzeltip doğrudan gözlerimin içine baktı. “Çağla, lütfen lafımı bölmeden dinle. Sana karşı hiç dürüst olamadım ve bu beni yiyip bitiriyor. Sen harika bir insansın ama ben bu ilişkiyi daha fazla sürdüremem.”

Donup kalmıştım. “Neden? Bir hatam mı oldu?” diye kekeledim.

“Hayır, hayır kesinlikle seninle ilgisi yok,” dedi, derin bir nefes alarak. “Çağla, ben… Ben erkeklerden hoşlanmıyorum. Ben lezbiyenim.”

Sözleri salonda yankılanırken beynim bir anlığına durdu. Algılamaya çalıştım. Karşımda aylardır “erkek arkadaşım” olarak hayatımda olan, elini tuttuğum, geleceğe dair planlar yaptığım kız arkadaşım duruyordu ve bana lezbiyen olduğunu söylüyordu.

“Nasıl yani?” dedim, sesim fısıltı gibi çıkmıştı. “Ama biz… seninle sevgiliyiz? Ben bir erkeğim Ebru.”

Ebru’nun gözleri doldu, suçlulukla başını öne eğdi. “Biliyorum Çağla. Kendimi bildim bileli kadınlara ilgi duyuyorum ama ailem, çevre baskısı, toplum… O kadar korktum ki. Kendime bile itiraf edemezken, herkese ‘normal’ bir ilişkim olduğunu kanıtlamak istedim. Sen karşıma çıktın; o kadar kibar, o kadar anlayışlıydın ki… Kendimi zorladım. Seninle olursam bu durumun geçeceğine, ‘düzeleceğime’ inandırdım kendimi. Ama olmuyor. Sana daha fazla haksızlık edemem. Seni bir kalkan gibi kullanmaya hakkım yok.”

O an her şey bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Buluştuğumuzda gözlerinin neden hep kafedeki diğer kadınlara kaydığı, bana sarılırken neden hep bir dost gibi mesafeli durduğu, “zamana ihtiyacım var” sözlerinin arkasındaki o büyük çaresizlik… Her şey bir yapboz gibi yerine oturdu.

Şok dalgası yerini derin bir hüzne ve garip bir rahatlamaya bıraktı. Aldatılmamıştım, yetersiz değildim; sadece yanlış bir tiyatronun içinde, yanlış bir roldeydim.

Ayağa kalktım. Ebru korkuyla bana baktı, belki de bağırıp çağıracağımı sandı. Ama yapmadım. Onun bu gerçeği kendine bile itiraf ederken ne kadar acı çektiğini, gözlüklerinin arkasına sakladığı o ürkek kızı o an çok net görebiliyordum.

“Bunu bana dürüstçe söylediğin için teşekkür ederim Ebru,” dedim, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. “Kırılmadım desem yalan olur, ama sana kızgın değilim. Umarım bir gün kendin olarak, korkmadan yaşayabilirsin.”

Arkamı dönüp kapıya yürüdüm. O evden girdiğim Çağla olarak çıkmıyordum belki ama hayatın, bazen en beklemediğimiz anlarda bizi en çıplak gerçeklerle yüzleştirdiğini anlamıştım.

Leave a Reply

Your email address will not be published.