Muğla Akyaka Sezonluk Çalışan Üniversiteli Kıza Sahilde Arkadan Dehledim; Akyaka’nın o meşhur Azmak Nehri’nden gelen serin rüzgarı, günün bütün yorgunluğunu alıp götürüyordu. Güneş yavaş yavaş Ege’nin maviliklerine doğru süzülürken, sahildeki kafe ve restoranların hareketliliği de artmaya başlamıştı.
Sibel, o yaz Akyaka’da sezonluk olarak çalışan, hayat dolu bir üniversite öğrencisiydi. Gün boyu tepside buz gibi limonatalar, kahveler taşıyıp koşturmaktan ayaklarına karasular inse de neşesinden ve yüzündeki o enerjik gülümsemeden hiçbir şey kaybetmiyordu.
Sen ise—yani Serhat—Akyaka’nın o sakin ama bir o kadar da sürprizlerle dolu havasına kendini kaptırmış, uzun zamandır beklediğin tatilin tadını çıkarıyordun. Sibel’i ilk kez çalıştığı mekanda görmüştün. Masalar arasında mekik dokurken saçlarının rüzgarda savruluşu, arkadaşlarıyla şakalaşırken attığı o içten kahkahalar dikkatini çekmişti. Ama aranızda henüz doğru düzgün bir sohbet geçmemişti.
O akşamüstü, mesaisi biten Sibel sahil kenarındaki ahşap iskelelerden birine geçmiş, ayaklarını serin sulara sallayarak günün yorgunluğunu atmaya çalışıyordu. Arka planda hafif bir Ege müziği çalıyor, batan güneş denizi kızıl bir renge boyuyordu.
Onu tek başına, dalgın dalgın denize bakarken gördün. Yaklaşan adımlarını dalga seslerinden dolayı fark etmemişti. Arka taraftan yavaşça yaklaştın. Hafifçe eğilip, muzip bir gülümsemeyle arkasından seslendin:
— “Bu kadar derin düşünmek için Akyaka biraz fazla güzel değil mi?”
Sibel irkilerek arkasına döndü. Bir anlık şaşkınlığın ardından seni tanıdı ve yüzüne o familiar, sıcak gülümsemesi yerleşti.
— “Ah, Serhat! Ödümü patlattın,” dedi elini kalbine götürerek. “Günün bütün yorgunluğu bir anda çöktü de, deniz beni kendine çekti sanırım.”
— “Tek başına çekilmez o yorgunluk. İzin verirsen eşlik edeyim?” dedin.
Sibel kenara kayarak iskelede sana yer açtı. O akşam, batan güneşin altında başlayan o küçük sürpriz konuşma; saatlerce süren, Akyaka’nın rüzgarına karışan derin ve unutulmaz bir sohbetin ilk adımı oldu.
