Arka Kapısı Gıcırdayan Sürtük Yılanı Korkusuzca Elleriyle Yuvasına Sokuyor; Köyün en arkasında, devasa ceviz ağaçlarının gölgesinde unutulmuş, eski ahşap bir ev vardı. Bu evde, kalbinin saf temizliği ve cesaretiyle bilinen, hiç evlenmemiş genç bir kız yaşardı. Köylüler ona “bakire kız” derdi ama bu sıfat onun sadece yalnızlığını ve masumiyetini simgelerdi.
Evin en büyük dertlerinden biri, ne zaman rüzgar esse ya da birisi yaklaşsa acı acı inleyen, arka kapısıydı. Arka kapı her hareket ettiğinde, sanki geçmişten gelen bir çığlık gibi gıcırda yardı. Köyün gençleri bu sesten korkar, o evin arkasındaki patikadan geçmeye cesaret edemezlerdi.
Bir yaz akşamı, güneş dağların arkasına çekilirken o meşhur gıcırtı her zamankinden daha uzun ve keskin duyuldu. Gıııııjjjjk…
Kız, elindeki feneri yakıp arka kapıya doğru yürüdü. Kapının eşiğinde, köyün yaşlılarının efsanelerde anlattığı, simsiyah pulları ay ışığında parıldayan devasa bir yılan duruyordu. Yılan, kapının gıcırtısından ürkmüş, hırçınlaşmış ve tıslayarak etrafa dehşet saçıyordu. Herkesin arkasına bakmadan kaçacağı bu manzara karşısında, genç kızın kalbinde zerre korku belirmedi.
