Yokluktan Mature Üvey Annesinin Kokuşmuş Pis Vajinasına Yumuldu; Yağmurlu bir Mayıs akşamıydı. Evin içindeki sessizlik, Aras için her zaman odasındaki duvarda asılı duran bozuk saatin tıkırtısından daha gürültülüydü. “Yokluk” sadece cebindeki paranın azlığı değil, mutfak masasındaki sandalyelerin hep boş kalmasıydı. Babası, iş seyahatlerini bir kaçış rotası olarak kullanmaya başlayalı yıllar olmuştu.

Aras, mutfağa su içmek için indiğinde Leyla’yı pencerenin kenarında, karanlığa bakarken buldu. Leyla, bu eve bir yıl önce gelmişti ama hala bir misafir gibi eğreti duruyordu.

Leyla, Aras’ın ayak sesini duyunca irkilmeden başını çevirdi. Gözlerinde, Aras’ın aynada her gün gördüğü o tanıdık ifade vardı: Görülme arzusu.

“Uyumadın mı?” diye sordu Leyla, sesi loş ışıkta yankılanarak.

“Ev çok sessiz,” dedi Aras, bardağını doldururken. “Sessizlik bazen uyutmuyor.”

Leyla hafifçe gülümsedi, bu hüzünlü bir kıvrılmaydı. “Bu evde çok fazla boş oda var Aras. Sadece fiziksel olarak değil… İnsan içine sığamıyor.”

Aras, masanın ucuna ilişti. Aralarındaki mesafe sadece birkaç adımdı ama sanki yılların biriktirdiği bir uçurum vardı. İlk kez ona “üvey anne” sıfatının ötesinde, sadece bir insan olarak baktı. Leyla, babasının hayatındaki bir figüran değil, bu ıssız adada mahsur kalmış bir diğer kazazedeydi.

“Annem gittiğinde,” dedi Aras sesi titreyerek, “bu evin renkleri de onunla gitti sanmıştım. Ama sonra anladım ki, renkler gitmemiş; biz bakmayı bırakmışız.”

Leyla elini masanın üzerine, Aras’ın elinin yakınına bıraktı. Dokunmadı, ama sıcaklığı hissediliyordu. “Ben de bir yerlere ait olmak için çok çabaladım Aras. Ama aidiyet, birinin sizi kapıda beklemesiymiş. Ben hep anahtarı cebinde olan taraftım.”

O an, Aras hayatında ilk kez birinin onu gerçekten anladığını hissetti. Bu yakınlık, toplumun çizdiği sınırların ya da rollerin çok ötesinde, saf bir şefkat arayışıydı. Aras, sandalyesini biraz daha yaklaştırdı.

“Artık anahtarı kullanmana gerek yok,” dedi fısıldayarak. “Ben buradayım.”

Leyla’nın gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Aras, elini uzatıp o yaşı sildiğinde, bu dokunuş bir günahın değil, iki kimsesiz ruhun birbirine tutunma çabasının sessiz anlaşmasıydı. O gece, o koca evde ilk kez kimse kendini yalnız hissetmedi. Dışarıda fırtına kopuyordu ama içeride, iki yabancı birbirinin sığınağı olmuştu.

Leave a Reply

Your email address will not be published.