Tescilli Ultra Gavat Avradını Piizci Arkadaşlarına Peşkeş Çekiyor; Cumartesi akşamı, Günay’ın uzun zamandır planladığı “eski dostlar” gecesiydi. Liseden beri kopmadığı üç arkadaşı —Murat, Alper ve Serkan— daha kapıdan girerken neşeyle gürültü yapmaya başlamışlardı bile. Evin salonunda, ortadaki büyük sehpanın üzeri kısa sürede bardaklar, buz kovası ve mezelerle doldu.

Günay’ın eşi Aylin, misafirleri güler yüzle karşılamış, herkesin hatırını sormuş ve mutfağa çekilmişti. Aslında hafta içi yoğun çalışmış, yorgun bir kadındı ama eşinin arkadaşlarına karşı her zaman misafirperver olmayı severdi.

Ancak gece ilerledikçe, salondaki alkol oranının ve kahkahaların dozu arttıkça, Günay’ın tavırları tuhaflaşmaya başladı. Arkadaşlarından birinin, “Oğlum Günay, evlenince hanım köylü olursun diyorduk ama ev jilet gibi, maşallah” demesi, Günay’ın içindeki o tuhaf, ilkel “masanın reisi” egosunu tetikledi.

Gereksiz bir kasıntıyla arkasına yaslandı. Ses tonunu bilerek sertleştirip mutfağa doğru seslendi:
— “Aylin! Bize oradan biraz daha buz getir. Ha, bir de şu kavunları azıcık ince dilimle, geçen seferki gibi takoz gibi koyma önümüze!”

Salondaki arkadaşları bir an duraksadı. Murat, Alper’e bakıp gözlerini kaçırdı. Ortamda hafif, rahatsız edici bir sessizlik oldu ama Günay bunu “erkekçe otoritesine duyulan saygı” olarak yorumlayıp bıyık altından gülümsedi.

Aylin, elinde buz kovasıyla salona girdi. Yüzündeki o neşeli ifadeden eser kalmamıştı. Gururu kırılmıştı ama eşinin arkadaşlarının önünde bir tartışma başlatıp seviyeyi daha da düşürmek istemedi. Buzu masaya bıraktı, Günay’ın gözlerinin içine baktı ve sessizce mutfağa döndü.

Yarım saat sonra Günay, bardağını havaya kaldırıp arkasına bile bakmadan tekrar seslendi:
— “Hatun! Sıcaklar nerede kaldı? Hadi, ağaç olduk burada!”

Aylin bu kez salona girdi ama elinde yemek tepsisi yoktu. Üzerine montunu almış, çantasını koluna takmıştı. Salondaki dört erkeğin bakışları ona döndü. Aylin, doğrudan eşinin arkadaşlarının gözlerine bakarak gayet sakin ve kibar bir sesle konuştu:

— “Murat, Alper, Serkan… Kusura bakmayın, size afiyet olsun. Benim acil çıkmam gerekiyor, bir arkadaşımın yardıma ihtiyacı varmış. Günay’ın da eli ayağı tutuyor zaten, sıcakları mutfakta fırına koymuştum, o size servis eder. İyi geceler.”

Günay donakalmıştı. “Aylin, ne saçmalıyorsun bu saatte?” diye kekeledi, ayağa kalkmaya çalışarak. Ama Aylin çoktan kapıdan çıkmıştı.

Kapı kapandığı an salona ağır bir sessizlik çöktü. Günay, bozulan imajını toparlamak için, “Yahu işte kadın milleti, her şeye alınıyorlar…” diye gülmeye çalıştı ama arkadaşlarından beklediği desteği bulamadı.

Murat bardağını masaya bıraktı, iç çekerek ayağa kalktı. “Günay, kusura bakma ama yengenin hiçbir suçu yok. Adam gibi ‘Aylin cim, müsaitsen bakabilir misin’ demek varken, kadına emir kulu gibi davrandın. Bizim yanımızda prim yapacaksın diye kadını kırdın. Benim hiç keyfim kalmadı, ben kaçar.”

Alper ve Serkan da sessizce ayağa kalkıp ceketlerini aldılar. Günay, bir gecede hem eşinin saygısını hem de arkadaşlarının gözündeki değerini kaybetmiş olarak, salondaki boş kadehler ve mutfakta soğuyan yemeklerle baş başa kaldı.

Leave a Reply

Your email address will not be published.