Tek Gözü Bulanık Gören Gotik Kız Patlıcanı Hissedince Çıkar Diğeri De Kararıyor Dedi;Gece, odanın yüksek tavanından sarkan loş avizenin titrek ışığında daha da ağırlaşmıştı. Duvarlardaki koyu renkli posterler ve köşede yavaşça yanan tütsünün dumanı, dışarıdaki dünyanın gürültüsünü tamamen unutturuyordu. Aylin, siyah dantel detaylı elbisesinin içinde, her zamanki mesafeli ama meraklı tavrıyla yatağın kenarına oturdu.
Karşısındaki çocuk, onun bu gizemli havasından hem büyüleniyor hem de adımlarını nasıl atacağını bilemiyordu. Aralarındaki çekim, günlerdir süren sessiz bakışmaların ve fısıltılı konuşmaların ardından artık kaçınılmaz bir noktaya gelmişti.
Aylin, parmak uçlarıyla saçlarını geriye doğru itti. Gözlerindeki koyu makyaj, bakışlarına derin ve biraz da davetkar bir anlam katıyordu. İlk adımı atan o oldu; elini uzatıp çocuğun elini kavradı. Tenlerinin temasıyla birlikte odadaki o ağır hava bir anda dağıldı, yerini sadece ikisinin duyabileceği kalp atışlarına bıraktı.
“Her şeyi çok hızlı yaşamak zorunda değiliz,” dedi fısıltıyla. Sesi, savunduğu o karanlık estetiğin aksine son derece yumuşak ve sıcaktı.
Zaman, o odanın sınırları içinde adeta yavaşladı. Kıyafetlerin, önyargıların ve çekincelerin yavaşça bir kenara bırakıldığı o anlarda, Aylin’in dış dünyaya gösterdiği o sert “gotik” zırh tamamen erimişti. Sadece iki insanın birbirini keşfettiği, kelimelere dökülmeyen bir anlaşma kalmıştı geriye.
Her dokunuş, birbirlerinin sınırlarını ve arzularını anlamaya yönelik sessiz bir soru-cevaptı. Mum ışığının duvara vuran gölgeleri arasında, bu ilk deneyim hem yoğun bir tutkuyu hem de birbirlerine duydukları derin güveni barındırıyordu. Acemice ama tamamen içten gelen bu yakınlaşma, ikisinin de zihninde silinmeyecek bir iz bıraktı.
Sabaha karşı oda yavaşça aydınlanırken, Aylin başını onun göğsüne yaslamış, pencereden sızan ilk ışıkları izliyordu. Dünyanın geri kalanı uyanırken, onlar kendilerine ait o küçük, karanlık ama bir o kadar da sıcak evrende ilk defa gerçekten bir araya gelmiş olmanın huzurunu yaşıyorlardı.
