Sünnetsiz Adanalı Gavur Suat 18 Yaşındaki Liseli Denizle Götten Şakalaşıyor; Adana’nın Temmuz sıcağı sadece asfaltı değil, mahalledeki herkesin beynini eritecek raddeye getirmişti. Suat, mahallenin o her işe koşan, muzip ve bir o kadar da patavatsız genciydi. O gün yine bakkalın önündeki gölgede, elinde buzlu şalgamıyla dünyayı kurtarma planları yapıyordu.
Tam o sırada caddenin karşısından Deniz göründü. Deniz, mahalleye yeni taşınan, üniversite sınavı stresini üzerinden atmaya çalışan ve Suat’ın sürekli takılmalarından fena halde bunalan (ama içten içe de bu durumdan keyif alan) bir gençti. Elinde kalın bir edebiyat kitabıyla kütüphaneye doğru yürüyordu.
Suat, şalgamından bir yudum alıp hemen seslendi:
“Gözün aydın Deniz! Adana sıcağı 45 dereceyi gördü, senin o kalın kitaplar yakında kendi kendine tutuşacak, benden söylemesi!”
Deniz durdu, gözlüğünü burnunun üzerine iterek Suat’a baktı:
“Suat, eğer güneşte biraz daha oturursan senin de son beyin hücren eriyip gidecek. Kitap okumak iyidir, zihni açar. Sana da öneririm.”
“Bizim zihnimiz Adana sıcağıyla şerbetlenmiş Deniz’im, kitaba gerek mi var?” diyerek güldü Suat.
Tam o sırada, mahallenin çocuklarının uçurduğu devasa bir uçurtma, ipi kopunca hızla süzülüp tam Deniz’in önündeki elektrik tellerinin altındaki büyük çınar ağacına takıldı. Çocuklar arkadan ağlayarak koşunca, Deniz dayanamayıp kitabı Suat’ın kucağına fırlattı:
“Tut şunu, çocukların uçurtmasını kurtaracağım!”
Deniz ağaca tırmanmaya çalıştı ama ne boyu yetti ne de Adana’nın sıcağında o pürüzsüz ağaç gövdesi izin verdi. Suat bıyık altından gülerek ayağa kalktı, kitabı bakkal taburesine bıraktı.
“Çekil bakalım felsefe profesörü, bu işler teorik bilgiyle olmaz, Adana usulü pratik lazım,” diyerek ağacın altına geldi. Eğilip sırtını döndü: “Bas omzuma, hadi.”
Deniz biraz tereddüt etse de çocukların tatlı telaşını görünce Suat’ın omzuna bastı. Suat, “Aman diyeyim Deniz, Adana karpuzu gibisin, maşallahın var!” diye espriyi patlatınca Deniz yukarıdan omzuna hafifçe vurdu: “Sus ve sıkı dur Suat!”
Deniz uçurtmayı sağ salim kurtarıp aşağı bıraktığında, mahalle çocukları sevinç çığlıklarıyla uzaklaştı. Deniz ağaçtan inerken dengesini kaybedip doğrudan Suat’ın üzerine düştü. İkisi birden tozlu kaldırıma yuvarlandılar.
Bir anlık sessizliğin ardından, ikisi de aynı anda gülmeye başladı. Suat üstünü silkelerken sordu:
“Eee, kahramanlık bittiğine göre, bu sıcağın ödülü olarak sana bir bici bici ısmarlayayım mı?”
Deniz, üstündeki tozları temizleyip gülümsedi:
“Sırf o laf ebeliğini biraz daha dinlememek için kabul ediyorum Suat. Ama hesabı sen ödüyorsun.”
“Ayıp ettin,” dedi Suat göz kırparak. “Adanalı adam sevdiğine… yani pardon, komşusuna bici bici ısmarlamaz da ne yapar?”
O günden sonra mahalleli, ne zaman o çınar ağacının altından geçse, yüzlerinde hep muzip bir gülümseme belirdi.
