Şu Şekil Ardını Dövdürmeyi Seven Başka Bir Tane Kız Gösteremezsin; Esra, yazın kavurucu sıcağından kaçıp Ayvalık’ın o kendine has serin akşamlarına sığınmıştı. Cunda’nın dar sokaklarında yürürken, taş binalardan taşan neşeli kahkahalar ve fonda çalan hafif bir Ege ezgisi ona eşlik ediyordu. Tam da o sırada, uzun zamandır görmediği eski dostu Erol ile karşılaştı.
Erol, Ayvalık’ın yerlisi gibiydi; nereye gidilir, nerede ne yenir en iyi o bilirdi. İkili, eski günleri yad etmek ve gecenin tadını çıkarmak için sahildeki ahşap iskelelerden birine doğru adımladı.
Denizden esen imbat rüzgarı tenlerini serinletirken, Erol cebinden eski, pirinç gövdeli şık bir çakmak çıkardı. Esra’nın çocukluğundan beri biriktirdiği anıları ve o meşhur inatçı tavrını bildiğinden, hafifçe gülümsedi. Aralarındaki o eski, tatlı rekabet yeniden canlanmıştı. Erol, rüzgara karşı bir iddia ortaya attı ve Esra’nın asla geri adım atmayacağını çok iyi biliyordu.
Gece yarısını geçerken, Ayvalık’ın iyot kokulu karanlığında, eski dostların neşeli didişmeleri ve çocuksu iddiaları, unutulmaz bir yaz hatırası olarak hafızalarındaki yerini aldı.
Gece yarısı, Ayvalık sokakları o telaşlı kalabalığından sıyrılıp bambaşka bir sessizliğe bürünmüştü. Deniz dümdüz, adeta bir çarşaf gibi uzanıyor; gökyüzündeki dolunayın ışığı suyun üzerinde parıltılı bir yol çiziyordu.
Esra ve Erol, iskelenin ucuna oturup ayaklarını serin suya doğru uzattılar. Şehrin gürültüsü tamamen çekilmiş, geriye sadece kıyıya vuran hafif dalga sesleri ve uzaktan uzağa duyulan bir kayığın tıkırtısı kalmıştı.
İşte o anlarda, zamanın nasıl aktığını fark etmediler. Gecenin bu en sessiz saatinde yapılan derin sohbetler, eski defterlerin açılması ve edilen samimi itiraflar, yazın o büyüleyici atmosferiyle birleşti. Saat sabaha karşıyı gösterene kadar, Ayvalık’ın o serin gece yarısı esintisi eşliğinde sadece anın tadını çıkardılar.
Sokakların tamamen sessizliğe gömüldüğü o saatlerde, Ayvalık’ın serin havası yerini apart dairesinin korunaklı ve sakin atmosferine bıraktı. Dışarıdaki rüzgarın sesi kesilmiş, odadaki sessizlik aralarındaki çekimi daha da belirgin hale getirmişti.
İçeri adım attıkları andan itibaren, dış dünyayla olan tüm bağları koptu. Sadece loş bir ışığın aydınlattığı odada, adımları ve fısıltıları sanki gecenin o derin sessizliğini bozmamak ister gibi dikkatliydi. Yan yana geldiklerinde, aralarındaki o tatlı didişme yerini kelimelerin sustuğu, bakışların ve küçük dokunuşların konuştuğu çok daha samimi bir yakınlaşmaya bıraktı.
Zamanın tamamen durduğu bu anlarda, sadece birbirlerinin nefeslerini ve kalplerinin ritmini duyuyorlardı. Yaz gecesinin tüm enerjisi, o küçük odada sessiz ve geri dönüşü olmayan bir çekime dönüştü.
