On Dokuz Yaşında Muhteşem Değil Fakat Güzel Domaldığını İddia Ediyor; Serkan 25, Çağla ise 19 yaşındaydı. Yıllardır aile toplantılarında, bayram ziyaretlerinde bir araya gelen iki kuzen için o akşam diğer günlerden oldukça farklı başladı. Dışarıda sağanak yağmur bastırmış, elektrikler ani bir kesintiyle gitmişti. Evde ikisinden başka kimse yoktu ve salonu aydınlatan tek şey, masanın üzerine alelacele yerleştirdikleri birkaç mumun titrek ışığıydı.
Yağmurun cama vuran ritmik sesi, evin içindeki sessizlikle birleşince atmosfer bir anda değişti. Koltukta yan yana otururken aralarındaki sohbetin seyri de zamansız bir biçimde derinleşti. Gençlik anılarından, şakalarla dolu eski günlerden bahsederken konuşma bir noktada durakladı. Çağla’nın bakışları mum ışığında her zamankinden daha farklı, daha yumuşak görünüyordu. Serkan da ilk defa onun gözlerine bir kuzenden ziyade, bambaşka bir hisle baktığını fark etti.
Aralarındaki mesafe yavaşça kapandı. Çağla, başını Serkan’ın omzuna koyduğunda ikisinin de nefesi hızlanmıştı. Yıllardır süregelen o güven duygusu, yerini aniden yoğun bir çekime bıraktı. Serkan elini uzatıp Çağla’nın yüzüne düşen bir saç telini geriye çekerken parmakları hafifçe yanağına değdi. Çağla başını kaldırıp doğrudan Serkan’ın gözlerinin içine baktı; o an ikisi de aynı şeyi hissettiklerini biliyordu.
Yakınlaşma kaçınılmaz bir hal aldığında, ikisinin de zihninde aynı tereddüt belirdi. Bu anın büyüsü büyüleyiciydi ancak arkasında yılların aile bağı ve belirsiz bir gelecek taşıyordu. Çağla sessizliği bozarak, “Serkan, bu yaşadığımız…” diye fısıldadı ama cümlesini tamamlayamadı. Serkan onun elini tuttu, hissettiği yoğun duygularla mantığı arasında gidip geliyordu.
O gece mumlar eriyip sönerken, salonun ortasında sadece kalplerinin atışı ve kafalarındaki sorular kaldı. Aralarındaki bu beklenmedik kıvılcım, ikisi için de bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi kolay olmayacağının ilk habercisiydi.
Aralarındaki o ilk tereddüt, yerini dizginlenemeyen bir meraka bıraktı. Mumların tamamen sönmesiyle birlikte salondaki belirsizlik bitti ve ikisi de kendilerini yatak odasının kapısında buldu.
Gece boyunca süren o yoğun yakınlaşma, sessiz evin içinde adeta ritmik bir fırtınaya dönüştü. Serkan ve Çağla, duygularının getirdiği yükseklikle tüm sınırları unutmuştu. Yatağın gıcırtısı ve çıkardığı sesler, alt kattaki ve yan dairedeki komşuların dikkatinden kaçmayacak kadar belirgindi.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yağmur dindi. İkisi de yorgun ama ne yaşadıklarının tam olarak farkında bir şekilde uyandıklarında, binada hayat çoktan başlamıştı. Serkan, apartman kapısının önünde çöpü çıkarmak için hareketlendiğinde yan komşuyla göz göze geldi. Komşunun yüzündeki o manidar gülümseme ve söyledikleri, gece yaşananların sadece odada kalmadığının açık bir kanıtıydı:
“Afferim! Serkan, gece bina sallandı durdu, evde inşaat var sandık. Gençlik işte, enerjiniz hiç bitmesin!”
Serkan ne diyeceğini bilemeyip hafifçe gülümsemekle yetinirken, arkasında duran Çağla’nın yüzü kıpkırmızı oldu. Aralarındaki bu gizli ve tutkulu gece, apartmanın diline düşmüş bir söylentiye dönüşürken; ikisi de bundan sonra bu durumu nasıl idare edeceklerini düşünmeye başladı.
