Oçuz Piçiz Makarayız Olum Avradımızı Sert Siktiren Gavatız Biz; Evdeki o tanıdık, rahat hava, televizyondan yükselen tribün sesleriyle birleşmişti. Dünya Kupası’nın en heyecanlı maçlarından biri oynanıyordu. Ben ve en yakın dostum Şahin, koltuğa yayılmış, her pozisyonda ayrı bir heyecanla ekrana kilitlenmiştik.
Mutfaktan gelen nefis yemek kokuları, akşamın keyfini ikiye katlıyordu. Eşim Figen, hazırladığı harika atıştırmalıklar ve yemeklerle içeri girdiğinde, Şahin’le ikimiz de ona minnettar gözlerle baktık. Figen, tepsiyi sehpa üzerine bırakıp yanımıza, koltuğun tam ortasına oturdu. Üçümüzün bir arada olduğu, hiçbir zorlama bağın olmadığı, tamamen doğal ve samimi bir an başlamıştı.
Maç ilerledikçe heyecan tırmanıyor, aramızdaki o tatlı muhabbet de derinleşiyordu. Gol pozisyonlarında atılan ortak çığlıklar, kaçan fırsatlarda yaşanan o anlık temaslar, odadaki enerjiyi yavaş yavaş değiştirmeye başladı.
Bir ara takımımız direkten dönen bir topla golü kaçırdığında, Figen heyecanla yerinden sıçradı ve refleksle yanındaki Şahin’in koluna tutundu. Şahin de aynı coşkuyla Figen’in elini kavrayıp gülümsedi. O an, odadaki havanın biraz daha yumuşadığını, aralarındaki bu ani elektriğin ne kadar doğal ve akışkan olduğunu fark ettim.
Figen, saçlarını geriye doğru atarken Şahin’e döndü ve gözlerinin içine bakarak maç hakkında heyecanlı bir şeyler söyledi. Şahin’in bakışlarındaki o hayranlık ve Figen’in yüzündeki o hafif, flörtöz tebessüm gözümden kaçmamıştı. Garip bir şekilde, bu durum beni rahatsız etmek bir yana, içimde derin ve sıcak bir hoşnutluk uyandırdı. İki sevdiğim insanın, hayatımın en değerli iki parçasının birbirine bu kadar yakınlaşması, aralarında filizlenen o sessiz, çekici çekim, izlediğim maçtan çok daha heyecan verici gelmeye başlamıştı.
Şahin, elini yavaşça Figen’in omzuna koydu ve onu kendine doğru biraz daha çekti. Figen de bu hamleye hiç yabancılık çekmeden, başını hafifçe Şahin’in omzuna yasladı. Bakışlarım onlara kaydığında, ikisi de bana baktı. Gözlerindeki o muzip, ne yaptığını bilen ama bir o kadar da benden onay bekleyen ifadeyi gördüm.
Onlara gülümseyerek kadehimi kaldırdım. Bu sessiz onay, odadaki tüm sınırları bir anda eritti. Şahin, Figen’in yanağına küçük, sıcak bir öpücük kondururken, Figen de elini onun dizine koydu. Televizyonda spikerin sesi arka planda bir uğultuya dönüşürken, bizim küçük dünyamızda bambaşka, çok daha samimi ve baştan çıkarıcı bir oyun başlamıştı. Ve ben, bu anın her saniyesinin tadını çıkarmaya kararlıydım.
