Makarayız Demi Abi Oçuz Demi Abi Piçiz Abi Arkadaşımızın Karısını Zorla Götten Sikiyoz Dime Abi; Sahaf sokağının en ucunda, zamanın teğet geçtiği küçük bir dükkan vardı. Sahibi Sönmez Efendi, saçlarına kır düşmüş, gözlerinin kenarı gülmekten kırışmış yaşlı bir adamdı. Dükkanında eski kitaplar, siyah beyaz fotoğraflar ve en değerlisi de yüzlerce eski plak bulunurdu.

Günün birinde, şehrin koşturmacasından, bitmek bilmeyen e-postalarından ve telefon zillerinden bunalmış genç bir adam olan Emre girdi içeri. Amacı sadece yağmurdan kaçmaktı. Şemsiyesini kapatıp dükkanın kokusunu içine çektiğinde, buranın dışarıdaki dünyadan çok farklı bir ritmi olduğunu fark etti.

Sönmez Efendi, gözlüğünün üstünden Emre’ye baktı ve hafifçe gülümsedi. “Hoş geldin oğlum. Islanmışsın. Geç şöyle, çay yeni demlendi.”

Emre, sıkıntılı bir nefes vererek ahşap sandalyeye oturdu. “Dünya çok hızlı dönüyor Sönmez Amca,” dedi içini çekerek. “Her şeye yetişmeye çalışıyorum ama hiçbir şeye zamanım yetmiyor gibi hissediyorum.”

Yaşlı adam hiçbir şey söylemedi. Yerinden kalktı, dükkanın köşesindeki eski gramofona doğru yürüdü. Raftan tozlu bir plak seçti, hafifçe üfledi ve iğneyi plağın üzerine bıraktı.

Dükkanın içini puslu, yumuşak ve acelesiz bir piyano sesi doldurdu. Müzik o kadar ağır ve sindire sindire ilerliyordu ki, Emre bir an durup sadece dinledi. Ne telefonuna bakma ihtiyacı hissetti, ne de bir sonraki randevusunu düşündü.

“Bu dinlediğin şarkı,” dedi Sönmez Efendi çay bardaklarını masaya koyarken, “yaklaşık yetmiş yıl önce kaydedildi. O zamanlar da insanlar bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Ama bu plak, o günden beri hep aynı hızda dönüyor. Ne bir saniye hızlı, ne bir saniye yavaş.”

Emre çayından bir yudum aldı. Müziğin ritmi kalbinin atışını yavaşlatmıştı.

“Hayat da böyledir oğlum,” diye devam etti yaşlı adam. “Sen ne kadar hızlanırsan hızlan, güzel şeylerin tadına ancak kendi ritminde kaldığın zaman varabilirsin. Müziği hızlandırırsan sadece gürültü elde edersin. Yaşamak da bir sanattır, şarkıyı doğru hızda çalmayı bilmek gerekir.”

Emre o akşam dükkandan çıktığında yağmur dinmişti. Cebindeki telefon hala titriyordu ama o, adımlarını ilk defa yavaşlattı. Gökyüzüne baktı, derin bir nefes aldı ve kendi ritmini bulmanın hafifliğiyle evine doğru yürümeye başladı.

Leave a Reply

Your email address will not be published.