Doyurucu Bir Zenci Yarağı Minyon Sarışını Fışkırtma Zevkiyle Tanıştırdı; Dışarıda Ağustos sıcağı hüküm sürüyordu. Nemli gece havası açık pencereden içeri süzülürken, tül perdeler hafif bir rüzgarla dalgalanıyordu. Otel odasındaki klimalı serinlik, dışarıdaki kavurucu sıcakla tezat oluşturan ferah bir sığınak yaratmıştı.

Elena, yatağın kenarına oturmuş, otel odasının loş ışığında dışarıdaki şehir ışıklarını izliyordu. Yaz sıcağının etkisiyle ince, ince askılı bir elbise giymişti; altın sarısı saçları sırtına dağılmış, narin ve zayıf omuzları ışıkta parıldıyordu.

Marcus, banyodan çıkıp odaya adım attığında odadaki tüm hava bir anda değişti. Omuzlarına doladığı havlu ve üstsüz iri gövdesiyle, koyu teni loş ışıkta derin bir bronzluk saçıyordu. Adımları ağır ve sakindi. Elena’nın yanına yaklaşıp yatağın diğer tarafına oturduğunda, yatak onun cüssesiyle hafifçe çöktü.

Marcus, Elena’nın rüzgardan yüzüne düşen bir tutam sarı saçını geriye doğru yavaşça itti. İri, güçlü elinin sıcaklığı, Elena’nın klimanın etkisiyle serinleyen tenine değdiğinde genç kadın hafifçe ürperdi ama bu bir korku değil, derin bir rahatlama hissiyatıydı.

“Buranın serinliği dışarıdaki Ağustos sıcağından sonra iyi geldi,” dedi Marcus, sesi odanın sessizliğini bozan derin ve rahatlatıcı bir fısıltı gibiydi.

Elena arkasına yaslanıp başını Marcus’un geniş ve güçlü göğsüne koydu. Koyu ve açık tenin, gücün ve narinliğin o odadaki uyumu kusursuzdu. Marcus, tek kolunu onun beline sarıp kadını kendine doğru biraz daha çekti.

“Senin yanında her yer serin ve huzurlu,” diye karşılık verdi Elena, gözlerini kapatıp onun kalbinin ritmik ve güçlü atışlarını dinleyerek.

Dışarıda yaz gecesinin uğultusu devam ederken, otel odasındaki zaman sadece ikisi için yavaşlamıştı.

Leave a Reply

Your email address will not be published.