Caretta Carettalar Sahilde Kumların Üstünde Arkalı Önlü Sikişenleri Bekledi; Sıcak bir yaz akşamı, Ege’nin sessiz ve sakin bir koyunda deniz neredeyse kımıldamıyordu. Gündüzün yakıcı sıcaklığı yerini tatlı, ılık bir melteme bırakmış; gökyüzü, yıldızların ışığıyla lacivertten siyaha doğru uzanan berrak bir örtüye bürünmüştü.
Denizden yeni çıkmışlardı. İkisinin de teninde tuzun ve yazın o kendine has, baştan çıkarıcı kokusu vardı. Sahilde, sadece dalgaların karaya fısıltı gibi vuran düzenli sesi duyuluyordu. Su damlaları ikisinin de omuzlarından süzülürken, kumsalın henüz soğumamış kumlarına uzandılar.
Deniz, bakışlarını Ege’nin gözlerinden bir an bile ayırmıyordu. Aralarındaki çekim, günlerdir biriken ve artık kabına sığmayan bir fırtına gibiydi. Ege, elini yavaşça Deniz’in nemli saçlarına uzattı; parmak uçları boynundan aşağıya, köprücük kemiklerine doğru belirsiz ama kararlı bir rotada süzüldü. Bu ufak temas, gecenin sessizliğinde ikisinin de nefesini bir anlığına kesti.
Tenlerinin birbirine değdiği her noktada elektriklenen bir his yayılıyordu. Herhangi bir aceleleri yoktu; zaman sanki o koyda durmuştu. Dudakları birleştiğinde, arzunun ve arzulanmanın verdiği o derin ve yoğun his ikisini de içine aldı. Dokunuşlar zamanla daha tutkulu, nefesler daha kesik ve ritmik bir hal almaya başladı.
Gece boyunca süren bu yakınlaşma, sadece bedenlerin değil, duygu ve arzuların da tamamen serbest kaldığı içgüdüsel bir uyuma dönüştü. Dalgaların kıyıya her vuruşunda, tenlerindeki sıcaklık ve tutku adeta ortamın ritmiyle birleşti.
Sabaha karşı meltem hafifçe serinlediğinde, ikisi de birbirine sarılmış halde kumların üzerinde yatıyordu. Şehrin gürültüsünden ve dünyadan uzak, sadece o anın ve birbirlerinin varlığının tadını çıkararak günün ilk ışıklarını karşıladılar.
