Abisinin Arkadaşının Uzun Sikini İçine Alamayınca Acıdan Bas Bas Bağırıyor; Mutfak tezgahının üzerindeki bulaşık dağı gözümde büyüyordu. Evde sadece ikimiz kalmıştık; abimin en yakın arkadaşı ve ben. Abim acil bir iş için dışarı çıkmak zorunda kaldığında, ortama bir anlığına garip bir sessizlik çökmüştü. Sessizliği bozmak için tezgaha yanaşıp musluğu açtım, köpüklü süngeri tabaklara sürmeye başladım.
Tam o sırada adımlarının mutfağa doğru geldiğini duydum. Yanıma yaklaşıp tezgahın kenarına dayandı.
“Sana yardım edeyim, tek başına bitiremezsin bunları,” dedi sesi her zamankinden biraz daha kısık ve yumuşak çıkıyordu.
“Gerek yoktu aslında, hallederdim,” diye fısıldadım ama itirazımı pek de güçlü bir şekilde yapamamıştım.
Elini kurulama bezine uzatırken bana doğru biraz daha sokuldu. Mutfakta akan suyun ritmik sesi dışında ikimizin nefesleri kalmıştı. Ben duruladığım tabağı ona uzatırken parmaklarımız birbirine çarptı. Bir an ikimiz de duraksadık. bakışları gözlerime kaydı, elindeki tabağı tezgahın üzerine bırakıp bana bir adım daha yaklaştı.
Köpüklü ellerimle duraksamışken, omzumun üzerindeki ıslak saç tutamını yavaşça geriye attı. Dokunuşu o kadar nazikti ki kalbimin hızla çarpmaya başladığını hissettim.
“Abin yokken seni böyle yalnız bırakmak istemedim,” dedi, aramızdaki mesafeyi tamamen kapatarak.
Bakışlarındaki o derin ifade, aramızdaki o sıradan arkadaşlık çizgisinin çoktan aşıldığını hissettiriyordu. Islak ve köpüklü ellerimi unutup ona doğru döndüm. Tezgah ile onun arasında kalmışken, elini hafifçe belime koydu. Yüzlerimize yansıyan o ani sıcaklık, ikimizin de günlerdir içten içe sakladığı o çekimi bir anda açığa çıkarmıştı. Su akmaya devam ediyordu ama ikimiz için de zaman o mutfakta tamamen durmuş gibiydi.
Elini belimde daha da sıkılaştırıp beni kendine doğru çektiğinde, aramızdaki son mesafe de yok oldu. Tezgahın soğukluğu arkamda kalmış, yerini onun sıcaklığına bırakmıştı. Kalbimin ritmi o kadar hızlanmıştı ki, akan suyun sesini bile artık duyamıyordum.
“Uzun zamandır sana böyle yakın olmak istiyordum,” diye fısıldadı, sesi bu kez çok daha yakın ve alçaktı.
Diğer elini yanağıma doğru kaldırdı, başparmağıyla dudağımın kenarını yavaşça okşadı. Köpüklü ellerim istemsizce onun göğsüne dayandı ama onu itmek yerine parmaklarımı tişörtünün kumaşına geçirdim. Nefeslerimiz birbirine karışırken, bakışları bir an bile gözlerimden ayrılmıyordu.
Beni biraz daha yukarıya, tezgahın kenarına doğru kaldırdığında bacaklarım hafifçe ona çarptı. Eğilip alnını alnıma dayadı. O an, ikimizin de geri dönmek istemediği bir sınırın tam ortasındaydık.
“Abin her an gelebilir…” diye fısıldayabildim sadece, ama sesimdeki tereddüt bile onun bana daha da yakınlaşmasını engellemedi.
“Gelsin,” dedi hafifçe gülümseyerek, dudakları dudaklarıma sadece bir nefes kadar yakınken. “Artık umurumda değil.”
Kapının kilit sesi mutfağa ulaştığında, zaman bizim için çoktan durmuş, geri dönülemez o eşik aşılmıştı bile. O gün o mutfakta, akan suyun ve köpüklerin arasında tutku galip gelmiş; abim dönene kadar biz mercimeği çoktan fırına vermiştik.
Abimin içeri adım atma sesiyle birlikte toparlandık. İkimiz de ne yaptığımızın, nereye adım attığımızın farkındaydık ama artık hiçbir şey eskisi gibi olamazdı. Belimdeki elin bıraktığı sıcaklık hâlâ tazeyken, tezgaha yaslanıp derin bir nefes aldım.
O ise inanılmaz bir sakinlikle elindeki kurulama bezini kenara bıraktı. Gülümsemesini saklamaya çalışarak mutfak kapısına doğru döndü ve hiçbir şey olmamış gibi salondan gelen sese seslendi:
“Hoş geldin! Biz de bulaşıkları bitirmek üzereydik.”
Bakışlarımız son bir kez daha buluştuğunda, ikimizin de gözlerinde aynı muzip ve suç ortağı ifade vardı. Abim içeri girdiğinde ne kadar normal davranmaya çalışsa da, aramızda başlayan bu gizli ve tutkulu oyunun ateşini söndürmek artık imkânsızdı.
