Köye Getirdiği Ayyaş Karısını Çobana Siktirdi Hem Vahladı Hem Ağladı; O temmuz gecesi, köyün üstüne zifiri bir karanlık ve ağır bir sessizlik çöktü. Gündüzün kavurucu sıcağı yerini serin ama basık bir geceye bırakmıştı.

Maho, akşam sürüyü ağıla katmış, yorgun adımlarla köyün kenarından kendi kulübesine doğru yürüyordu. Tam Leylaların kerpiç evinin önünden geçerken, avlu kapısında Leyla göründü. Üzerinde yine gündüzki o ince elbise vardı, saçları omuzlarına dökülmüştü.

“Maho,” dedi Leyla, fısıltıyla ama kararlı bir sesle. “Girme o karanlık kulübeye bu gece. Gel, bir çayımızı iç.”

Maho duraksadı. Yüreği hızla çarpmaya başladı. “Olmaz Leyla… Biri görür, laf çıkar,” dedi geri çekilerek.

“Korkma,” dedi Leyla, gözlerinin içine dik dik bakarak. “Ferhat da evde. Kentten döndü bugün. Birlikte oturuyoruz, gel.”

Maho’nun içini garip bir huzursuzluk ve tanımsız bir merak kapladı. Leyla’nın ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordu ama ayakları onu avludan içeri, o küçük köy evinin kapısına doğru sürükledi.

İçeride, gaz lambasının zayıf ve sarı ışığı odayı gölgelerle dolduruyordu. Ferhat, tahta sedirin üzerinde bağdaş kurmuş, önündeki bakır tepsiden yavaşça çayını yudumluyordu. Kentin yorgunluğu ve vurdumduymazlığı yüzünden okunuyordu. Maho’nun içeri girdiğini görünce hafifçe başını kaldırdı.

— “Ooo, çoban Maho! Gel bakalım, geç otur,” dedi Ferhat, pek de içten olmayan ama ev sahibi edasıyla yapılan bir davetle. “Gündüzün sıcağı bitmez bu dağlarda, akşamı da çekilmez.”

Maho, kapıya en yakın minderlerden birinin ucuna ilişti. Bedeni gergindi, sanki her an kaçmaya hazır bir dağ ceylanı gibi tetikteydi. Leyla ise odanın içinde sessiz bir gölge gibi hareket ediyor, çayları tazeliyordu.

Leyla çay bardağını Maho’ya uzatırken parmakları çok kısa bir an Maho’nun eline değdi. O kısacık dokunuşta, gündüz derenin kenarında aralarında esen o gizli rüzgârın tüm sıcaklığı vardı. Maho gözlerini kaldırdığında, Leyla’nın Ferhat’a değil, tamamen kendisine kilitlenmiş bakışlarıyla karşılaştı. Leyla, kocasının yanı başında dururken bile ruhuyla tamamen Maho’nun yanındaydı.

Ferhat kentteki işlerinden, paradan, köyün sıkıcılığından bahsedip duruyordu. Ama odadaki gerçek hikaye sözlerde değil, bakışlarda yazılıyordu. Ferhat her başını başka tarafa çevirdiğinde, Leyla’nın gözleri Maho’yu buluyor; Maho ise kocasının varlığına rağmen Leyla’nın açık saçlarında, gözlerindeki o saklanmayan arzuda kayboluyordu.

Ferhat konuşuyor, Maho başıyla onaylıyor, Leyla ise aralarındaki o tehlikeli, sessiz köprüyü her saniye daha da sağlamlaştırıyordu. Aynı odada, aynı gaz lambasının altında üç insan vardı; ama o gece o evde yürüyen asıl yakınlık, Ferhat’ın tam gözünün önünde, onun hiç fark edemeyeceği kadar derin ve saklı bir biçimde Leyla ile Maho arasında yaşanıyordu.

Leave a Reply

Your email address will not be published.