Kocasının Eli Yarağında İzlediği Karısını Dehşet Sikiş Darbeleriyle Şoka Uğrattılar; Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Dışarıda uğuldayan rüzgar, eski evin pencerelerini zorluyor, karanlık koridorlarda yankılanıyordu. Leyla, elinde bitmek üzere olan çayıyla salonda oturmuş, kocasının işten dönmesini bekliyordu. Sonunda anahtarın kilitte dönme sesi duyuldu.
Hakan içeri girdiğinde yüzünde garip, geniş bir gülümseme vardı. Gözleri her zamankinden daha parlak, hatta biraz fazla canlıydı. “Leyla, bak kimler geldi!” diye bağırdı neşeyle. “Yolda bizim çocuklara rastladım, bu gece bizde kalacaklar.”
Boşluktaki Gölgeler
Leyla kapıya doğru yürüdü ama gördüğü şey karşısında dizlerinin bağı çözüldü. Hakan’ın arkasında kimse yoktu. Sadece açık kapıdan giren soğuk gece havası ve antrenin loş ışığında süzülen toz zerreleri vardı.
Ancak Hakan, sanki yanında iki kişi varmış gibi kenara çekildi. “Geçsenize beyler, çekinmeyin. Hanım biraz şaşırdı sadece,” dedi boşluğa bakarak. Sonra dönüp Leyla’nın gözlerinin içine baktı. “Hayatım, Cem ve Oktay’ı hatırlıyorsun değil mi? Hani şu üniversite yıllarından…”
Ölümcül Bir Yanılsama
Leyla’nın nefesi kesildi. Cem ve Oktay, Hakan’ın on yıl önce bir dağ tırmanışında fırtınaya yakalanıp kaybolan ve cesetleri asla bulunamayan arkadaşlarıydı. Hakan o olaydan sonra aylarca konuşmamış, kendine gelememişti.
Leyla kekeleyerek, “Hakan… orada kimse yok. Gece vakti ne diyorsun sen?” diyebildi.
Hakan’ın neşeli ifadesi bir anda silindi. Salonun ortasındaki boşluğa doğru mahcup bir tavırla döndü. “Kusura bakmayın çocuklar,” dedi fısıltıyla. Sonra ağır ağır Leyla’ya doğru bir adım attı. Evin içindeki hava aniden ağırlaştı, tüm ışıklar aynı anda cızırtıyla söndü. Karanlığın içinde Hakan’ın sesi buz gibiydi:
“Onlara yokmuş gibi davranman Cem’i çok üzdü Leyla. Ama Oktay… Oktay senin onu görebilmen için içeriye kadar girmeleri gerektiğini söylüyor.”
Tam o anda, zifiri karanlıkta Leyla’nın kulağının dibinde, buz gibi bir nefesle birlikte şu fısıltı yankılandı: “Yerimizi hazırladın mı Leyla?”
