Üvey Babamın Tek Başına Arkadaşımı Becermesine Gönlüm El Vermedi; Odanın kapısı hafifçe aralıktı. Koridordan gelen ışık, içerideki bilgisayar ekranının titrek mavi ışığıyla çarpışıyordu. Selim, mutfaktan su alıp dönerken duraksadı. İçeriden gelen kahkaha sesi, üvey babası Kenan Bey’e aitti. Hemen ardından kız arkadaşı Pelin’in neşeli sesi duyuldu: “Hayır, sağdan geliyorlar! Kenan Abi, çabuk bombayı kur!”

Selim elindeki bardağı biraz daha sıkı tuttu. Sadece on dakika önce “Benim biraz işim var, siz takılın,” diyerek yanlarından ayrılmıştı ama gönlü pek de öyle demiyordu. İçeride dönen o samimiyet, midesinde bir düğüm oluşturmuştu. Kötü niyet aramıyordu ama Pelin onun dünyasının en özel parçasıydı; Kenan Bey ise hayatına sonradan dahil olmuş, aralarında her zaman o soğuk nezaket perdesinin asılı kaldığı bir yabancıydı.

Kapıyı tamamen açıp içeri girmekle, odasına gidip kapıyı kapatmak arasında kaldı. “Gönlüm el vermiyor,” diye fısıldadı kendi kendine. Sanki ona ait olan bir alan, rızası olmadan kamulaştırılmış gibiydi.

İçeri girdiğinde ikisi de ekrana kilitlenmişti. Selim, Pelin’in arkasına geçip elini omzuna koydu. Bu bir sevgi gösterisinden ziyade, “Ben buradayım ve bu alan bana ait” deme biçimiydi. Pelin başını hafifçe geri atıp gülümsedi ama gözleri hâlâ oyundaydı.

Kenan Bey, oyunu kazandıklarında koltuğunda arkasına yaslanıp Selim’e döndü. “Pelin çok yetenekliymiş Selim, beni bile terletti,” dedi zafer kazanmış bir edayla.

Selim sadece gülümsedi ama o gülümseme gözlerine ulaşmadı. “Öyledir,” dedi kısa keserek. “Hadi Pelin, geç oldu, seni eve bırakayım istersen.”

Pelin şaşırmıştı, oyunun en heyecanlı yerindeydiler ama Selim’in bakışlarındaki o “görünmez eşiği” fark etti. Kenan Bey de ortamdaki ani ısı değişimini hissetmiş olacak ki, kulaklığını yavaşça masaya bıraktı. Selim o an anladı; bu sadece bir oyun değildi. Bu, onun hayatındaki insanların birbirleriyle olan bağlarının, onun kontrolü dışında gelişmesine duyduğu o derin, sessiz protestoydu.

Leave a Reply

Your email address will not be published.