Üvey Ablasının Odasına Sızdı Ortamın Mutlu Olduğunu Çözünce Mala Vurdu; Odanın kapısı hafifçe gıcırdadı. Arda, elinde tuttuğu o ağır nesneyle içeri süzüldüğünde, ablası Selin’i her zamanki yerinde buldu: Bilgisayar ekranının yaydığı o soğuk, mavi ışığın tam karşısında. Selin, kulaklıklarını takmış, dünyayla bağını koparmış bir şekilde ekrana kilitlenmişti.

Arda bir an duraksadı. İçindeki öfke ve dışlanmışlık hissi, aylardır bu kapının ardında birikmişti. Babasının ölümünden sonra Selin, bu odanın içinde kendine dijital bir kale inşa etmiş, Arda’yı dışarıda bırakmıştı. Mutluydu Selin; ekrandaki karakterlerle gülüyor, onlarla konuşuyordu. Ama kardeşiyle tek kelime etmiyordu.

Arda, elindeki eski beyzbol sopasını sıktı. O sopa, babalarının onlara aldığı son hediyeydi. Selin’in odasındaki o sahte mutluluğu, o yapay ışığı darmadağın etmek istiyordu. Tam o anda, Selin bir kahkaha attı. Bu ses, Arda’nın içindeki bir teli kopardı.

“Yeter artık!” diye bağırmadı, sadece yaklaştı.

Selin, kardeşinin gölgesini ekranda görünce irkilerek kulaklığını çıkardı. Göz göze geldiler. Arda’nın gözlerindeki o derin boşluğu görünce Selin’in yüzündeki gülümseme yavaşça dondu.

Arda, elindeki sopayı odanın ortasındaki o cam sehpaya, yani Selin’in en sevdiği eşyasına indirdi. Mala vurdu. Camın tuzla buz olma sesi, odadaki o sahte neşeyi bıçak gibi kesti. Selin çığlık atmadı, sadece dağılan parçalara baktı.

“Sen o ekrana bakarken,” dedi Arda, sesi titreyerek. “Ben aşağıda tek başıma akşam yemeği yiyorum. Sen burada mutlu takılırken, ben babamın sesini unutmamaya çalışıyorum.”

Selin yavaşça ayağa kalktı. Yerlerdeki cam kırıkları, aslında aylardır birbirlerine söyleyemedikleri sözlerin birer yansımasıydı. Arda sopayı yere bıraktı; vurduğu şey sadece bir sehpa değildi, aralarındaki o görünmez duvardı.

Oda bir anda buz gibi bir sessizliğe büründü. İkisi de biliyordu ki, o cam bir daha birleşmeyecekti ama belki de ilk kez birbirlerini gerçekten görüyorlardı.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

2 Comments