Önce Kandırdı Sonra Küçük Vajinasını Tek Parmak Hareketiyle Sulandırdı; Canan’ın Sessiz Devrimi
Canan, isminin ağırlığını hep omuzlarında hissederdi; sevecen, içten ve her zaman başkalarını memnun etmeye çalışan o genç kadın… Ancak düğün tarihi yaklaştıkça, zihnindeki o karanlık oda daha da daralmaya başlamıştı. “Bakirelik” kavramı, Canan için sadece bir biyolojik durum değil, ailesinin şerefi, eşinin beklentisi ve toplumun ona biçtiği “temizlik” karnesi gibi hissettiriliyordu.

Geceleri tavanı izlerken düşünürdü: “Ya o gece beklendiği gibi olmazsa? Ya vücudum beni yarı yolda bırakırsa? O zaman ben ‘değersiz’ mi olacağım?”

Düğünden bir hafta önce, Canan çocukluk arkadaşı olan ve tıp okuyan Leyla ile dertleşti. Leyla ona sadece biyolojik gerçekleri anlatmakla kalmadı, aynı zamanda zihnindeki o paslı zincirleri kıracak bir şey söyledi:

“Canan, senin değerin iki bacağının arasındaki bir doku parçasının kanayıp kanamamasına bağlı olamaz. Sen bir insansın; hayallerin, diploman, sevgin ve karakterin var. Bir kumaş parçasındaki leke senin onurun değildir; onur, senin duruşundadır.”

Canan o gün eve dönerken ilk kez aynaya başka bir gözle baktı. Kendini bir “emanet” gibi değil, bir “sahip” gibi görmeye başladı. Bedeninin sahibi oydu.

Evlendiği gece, korkuyla titremek yerine eşiyle bu kaygısını açıkça paylaştı. Eşinin ona verdiği güven dolu cevap, Canan’ın yıllardır içinde büyüttüğü o devasa korku balonunu tek bir hamlede patlattı. O gece anladı ki; asıl özgürlük, bedeninin bir başkasına “ispatlanması gereken bir kanıt” olmadığını fark ettiği an başlamıştı.

Canan o gece sadece bir evliliğe değil, kendi bedenine duyduğu saygıya da imza attı.

Leave a Reply

Your email address will not be published.