Kuzenlerini Budapeşteye Götürdü Azgın Zenciye Ateşlerini Söndürttü; Váci Caddesi’nin taşlı sokaklarında yürürken manzara tam bir film karesi gibiydi: Üç tane birbirine benzeyen, hareketli ve dikkat çekici sarışın kadın; yanlarında ise gece kadar koyu, kasları ceketine sığmayan, her adımıyla yeri sarsan siyahi bir dev.
Kuzenlerden en minyon olanı (grubun fırlaması), Dante’nin devasa koluna girmiş, parmak uçlarında yükselerek kulağına bir şeyler fısıldıyordu. Dante ise sadece hafifçe eğilip o derin, bas sesiyle gülüyordu. Diğer iki kuzen, Dante’nin geniş omuzlarının yarattığı o güvenli alanın tadını çıkararak önlerinde yürüyor, Budapeşte’nin en seçkin kulüplerinden birinin kapısına doğru ilerliyorlardı.
Kulübün kapısında durduklarında:
Içerideki kalabalık ve gürültü, onlar içeri girdiği an sanki bir saniyeliğine sekteye uğradı. Üç sarışın figürün ortasında yükselen bu kaslı dev, mekandaki tüm hiyerarşiyi altüst etmişti.
O anki atmosfer: Kulübün loş ışıkları, Dante’nin terlemiş koyu teninde parlıyor, yanındaki kuzenlerin açık renk saçlarıyla keskin bir kontrast oluşturuyordu.
Orantısızlık: Kızlar, VIP locasına geçerken Dante’nin etrafında adeta birer uydu gibi dönüyorlardı. Dante koltuğa oturduğunda, tek bir hamlesiyle üçünü de koruyabilecek bir kalkan gibi duruyordu.
Kuzenlerden biri şampanya kadehini Dante’ye uzatırken, adamın devasa eli kadehi kavradığında kadeh bir oyuncak gibi küçücük kaldı. Aralarındaki o fiziksel uçurum—kızların zarafeti ve Dante’nin ham gücü—ortamdaki gerilimi ve çekimi zirveye taşıyordu.
