Karı Yoklukta Adam Bollukta Belli Olur Yarınlar Yokmuş Gibi Yalayıp Yuttuğu Herifi Titretmeyi İyi Biliyor; Hayat bazen sizi en beklemediğiniz yerden, en alışık olduğunuz yüzlerle sınar. Ben Zeynep; 42 yaşında, hayatın getirdiği rutinlerin içinde kendine bakan, minyon yapısının arkasında dişi enerjisini koruyan bir kadınım. Yeşil gözlerimle dünyaya bakarken, bir gün kardeşlik bağının bambaşka bir boyuta evrileceğini hiç düşünmemiştim. Her şey, küçük kardeşimiz Burak’ın Antalya’daki ani evliliğinin aynı hızla yıkılmasıyla başladı. Aile baskısı ve “kardeştir, yalnız kalmasın” nidalarıyla, ablamla birlikte kendimizi o nemli Antalya sıcağında bulduk. Amacımız sadece dağılan bir hayatı toplamak, Burak’a destek olmaktı. Ancak o gece, evin içinde asılı kalan o ağır hava, sadece sıcaktan ibaret değildi. Evin çıplaklığı, eşyaların azlığı bizi tek bir odaya hapsetmişti. Eski günlerin masumiyetine sığınarak, üç kardeş aynı yatağa sığışmaya çalıştık. Ancak yıllar, hepimizi değiştirmişti. Burak artık benim banyo yaptırdığım o çocuk değil, hayal kırıklıklarıyla dolu, maskülen enerjisi yüksek bir adamdı. Ablamın koltuğa geçmesiyle başlayan o sessiz gece, odadaki oksijeni tüketen bir gerilime dönüştü. Karanlığın içinde, tenin tene her değişinde elektriklenen bir atmosfer vardı. Burak’ın uykulu ya da uykusuz, içgüdüsel dokunuşları ilk başta bir “yanlış anlaşılma” gibi gelse de, tenim bu dokunuşlara isyan etmek yerine teslim olmayı seçti. O an, toplumsal tüm kimliklerimden sıyrılıp sadece hisseden bir kadına dönüştüm. Sertleşen o arzu, aramızdaki kan bağının üzerine bir tül gibi örtüldü. İtiraz etmeyen sessizliğim, fırtınanın fitilini ateşledi. Bir noktadan sonra ne bir “hayır” ne de bir çekince kaldı. Göz göze geldiğimiz o ilk an, kelimelerin bittiği yerdi. Dudaklarımız mühürlendiğinde, bu sadece fiziksel bir birleşme değil, yasak olanın verdiği o keskin ve yakıcı hazzın kabulüydü. Saatlerce süren, sesimizi bastırmaya çalıştığımız o tutku dolu anlar, yılların getirdiği tüm bastırılmış duyguları ortaya çıkardı. Ablamı bir bahaneyle erkenden gönderdiğimde, o ev artık sadece ikimize aitti. Bir hafta boyunca zaman ve mekan kavramı kayboldu. Hiçbir sınırın, hiçbir kuralın ve hiçbir engelin olmadığı o evde, hayatımın en yoğun ve en karmaşık duygularını yaşadım. Biz o hafta boyunca sadece sevişmedik; sanki dünyadan izole bir evrende, birbirimizin teninde kaybolduk.

Leave a Reply

Your email address will not be published.