Gurbet Kuşu Seheri Altın Kafese Koymuşlar Nereye Domalacağını Şaşırmış; Berlin’de Bir Gece Vardiyası: Seher’in Sessiz Duvarları
Berlin’in meşhur soğuğu camlara vururken, Seher hastanedeki 12 saatlik mesaisini bitirmiş, yorgun argın evine dönmüştü. Üzerindeki hemşire üniformasını çıkarmak, sadece bir kıyafetten kurtulmak değil, gün boyu tanık olduğu acılardan, disiplinden ve o ağır sorumluluk duygusundan sıyrılmak demekti. Ama zihni, üniforması kadar kolay çıkmıyordu üzerinden.
Mesafeli Bir Şehir, Mesafeli Bir Kalp
Seher, iki yıl önce Türkiye’den gelmişti. Almancayı çözmüş, işinde takdir toplamıştı ama ruhu hala o küçük, korunaklı limanındaydı. Akşam yemeğinde karşısında oturan kişi ona sevgiyle bakarken, Seher içindeki o garip “çekingenlik” düğümünü hissediyordu. Partneri elini tutmak istediğinde, Seher istemsizce geri çekiliyor, sonra bu tepkisinden dolayı kendinden utanıyordu.
Beyaz Önlüğün Gölgesi
Onun için beden, gün boyu pansuman yapılan, ilaç verilen, nabzı ölçülen bir “mekanizmaydı”. Hastanedeki o profesyonel mesafe, eve geldiğinde sevgilisine karşı bir “duvara” dönüşüyordu. Cinsellik; bırakmak, kontrolü kaybetmek ve savunmasız kalmak demekti. Oysa Seher, yabancı bir ülkede ayakta kalabilmek için her saniye gardını yüksek tutmaya alışmıştı.
Kırılma Noktası
Bir akşam, mutfakta kahve içerken partneri sadece yanına oturdu ve hiçbir şey talep etmeden, “Seher, burada her şeyi tek başına omuzlamak zorunda değilsin. Benim yanımda sadece ‘Seher’ olabilirsin, hemşire Seher değil,” dedi.
O an Seher, çekingenliğinin aslında cinsellikle ilgili olmadığını, “bırakılma” korkusuyla ilgili olduğunu fark etti. Kültürel kodları ona “kendini sakla” diyordu, mesleği “güçlü dur” diyordu, gurbet ise “kimseye tam güvenme” diye fısıldıyordu.
O gece, ilk kez her şeyi mükemmel yapmaya çalışmayı bıraktı. Çekingenliği bir anda yok olmadı elbet, ama o duvarın üzerine bir pencere açmaya karar verdi.
