Doeda One Sitesinden Porno İzleyince Rüyaların Saçmalık Seviyesi; Kocamı boynuzladığım yaz tatilimizde kampta yaşadığım seks macerası bir dönem iyi geldi bana… Ama bir süre sonra alışmış kudurmuştan beterdir misali, yine aranmaya başladım.

Gecenin bir yarısı kocam yanımda horlayarak yatarken, ben yorganın altında Doeda.one web sayfasından porno seyrederken çırılçıplak soyunup kendimi parmaklıyor, her banyoda duşta köpüklü bedenimi okşayarak mastürbasyon yapıyordum.

Artık iyice canımın tak dediği, etrafımdaki erkekleri kesmeye başladığım dönemlerde bir gün işyerinde samimi arkadaşım odama geldi. Kısa bir süre havadan sudan konuştuktan sonra,

“Kız Nevin, bilsen dün başıma neler geldi!” dedi.

“Ne oldu kız, hayrola!” dedim, anlatmaya başladı.

“Birkaç haftadır rahatsızdım. Baktım olmuyor, dün kalktım, doktora gittim.” dedi. Komşularından birinin önerisi üzerine, ondan adresini aldığı bir erkek Jinekoloğa gittiğini, ona muayene olduğunu anlattıktan sonra:

“Tam muayene bitmek üzereyken adamın yüzü değişmeye başladı. Birden dikkat kesildim; parmaklarıyla oramı kurcalayıp duruyordu ve muayene filan etmiyor, resmen okşuyordu!”

“Yapma kız, yanılmış olmayasın?” diye itiraz edecek oldum;

“Sen de beni iyice çocuk yerine koyuyorsun ha!” diye kızdı, “Sanki ben muayene etme ile okşamayı ayırt edemeyecek kadar ahmak mıyım?”

“Eee?” dedim, anlatmaya devam etti.

“Baktım, adam gözünü orama dikmiş, ağzından salyalar akıtarak resmen okşuyor, birden yerimde doğruldum, «Bana bak doktor, ben buraya oynaşmaya gelmedim. Kendine gel, kırmayayım şimdi kafanı!» diye bağırdım. Birden öyle bozuldu ki, özür-mözür dileyip, acele elime bir reçete tutuşturdu, para bile almadan gönderdi beni

“Vay ahlaksız herif vay!” dedim ben de! “Desene zayıf anına denk gelsen, gitti gider…” Gülüştük.

Aradan bir hafta kadar zaman geçti. Bir gün cinsel organımın içinde bir rahatsızlık hissettim. Birkaç gün bekledim; baktım geçmiyor, kocama söyledim. O da her zamanki duyarsızlığıyla

“Canım, bana ne söylüyorsun; doktor değilim ya ben!” dedi, “Hastaysan sevk al, hastaneye git!”

Hastanede o kalabalığın, o izdihamın içinde bir doktor bulup muayene olmak ve o koşullarda yapılacak muayeneden medet ummak akıl kârı olmayacağı için, ben de tuttum, işyerindeki o bayan arkadaşın söz ettiği o Jinekoloğa gitmeye karar verdim.

Muayenehanesinin yerini bilmiyordum ama, bir eczaneye girip sordum ve onların tarifiyle kolayca buldum.

Kapıdan içeri girdim, içerisi bomboştu. Oldukça lüks ve pahalı mobilyalarla döşenmiş olan salonun bir köşesinde bir masa, masanın başında da 25-30 yaşlarında, karnı burnunda hamile bir bayan vardı.

Gözünü masanın üzerindeki bilgisayar ekranına dikmişti; sanırım bilgisayarda iskambil falı açıyordu. Beni görür görmez telaşla ekrandaki fal programını kapattı ve bana dönerek:

“Buyurun efendim!” dedi.

Beni bir koltuğa oturtup, birtakım sorular sormaya ve verdiğim yanıtları bilgisayara kaydetmeye başladı. Bitirdikten sonra da, kendisine geldiğimi haber vermek için doktorun odasına girdi.

Ayağa kalktığında hamile bedeni çok biçimsiz ve çirkin görünüyordu. Bir an içimden «Seni de doktor mu şişirdi böyle?» diye sormak geçti, kendi kendime güldüm. Bir dakika sonra kapı açıldı, doktorun sekreteri:

“Buyurun bayan!” dedi, “Doktor bey sizi bekliyor.”

Odaya girdim. Kırk yaşlarında temiz giyimli, yakışıklı bir adamdı. Oldukça güler yüzlü bir ifadeyle elini uzattı, «Hoş geldiniz!» dedi, masanın önündeki koltuklardan birine oturmamı rica etti. Ardından da:

“Evet, ne şikâyetimiz var?” diye sordu.

Ona rahatsızlığımla ilgili bilgi vermeye başladım. Arada bir o da bana sorular sordu. Hem benim anlattıklarımı, hem de sorularına verdiğim yanıtları kendi bilgisayarına kaydetti. En sonunda, oldukça tatlı ve sevecen bir ifadeyle:

“Şimdi geldik işin en zor kısmına!” dedi, “Sizi muayene etmem gerekiyor ve ne yazık ki kadınların büyük çoğunluğu da bundan hiç hoşlanmıyor!”

“Gerekiyorsa yapacaksınız tabii!” diye karşılık verdim.

O da bana gülerek:

“En küçük bir rahatsızlık duymamanız için elimden geleni yapacağımdan hiç kuşkunuz olmasın.” dedi.

Bu arada bir zile basarak yardımcısını çağırmıştı. O hamile bayan geldi, beni muayene odasına götürdü. Soyunmama ve, o tüm kadınların korkulu rüyası olan muayene masasına yatmama yardımcı oldu.

Bütün hazırlıklar bittikten sonra da doktora hazır olduğumu söyleyip, kendisi dışarı çıktı. Doktor odaya girdi, kapıyı kapattı. Elinde lastik eldiveniyle muayene masasının başına geçti; yine o tatlı ve sevimli haliyle gülümseyerek:

“İki dakika sürmez!” dedi.

Jöleye bulanmış eldiven içindeki parmağını oramda hissettiğimde ürperdim.

«Hiç canınız yanmayacak, şimdi bitiyor!» gibi sözler mırıldanarak parmağını orama soktu, sağa, sola çevirmeye, bastırmaya başladı.

İki parmağını içime sokmuştu ve arada bir, içimdeki iki parmağıyla dışarıdaki baş parmağını birbirine yaklaştırarak birtakım kontroller yapıyor, bu arada da «Ağrı var mı? Acıyor mu? Peki şimdi?» gibi kısa kısa bazı sorular soruyordu.

Onun bu hareketleri sırasında oldukça heyecanlanmıştım. Neden bilmiyorum, vücudum kasılıp duruyordu. Her ne kadar bir sağlık sorunu da olsa, karşımdaki kişi her ne kadar bir doktor da olsa, sonuçta bir erkekti ve parmakları oramdaydı. Vücudumun buna tepki vermesinden daha doğal bir şey olamazdı.

Ama, işin tuhaf yanı, bu sıradan bir ürperti değildi. Birdenbire aklıma, bir önceki yaz tatili sırasında yaşadığım olay geldi; bir anda içimi bir sıcaklık, tatlı bir heyecan kapladı. sanki içimde bir şeyler aktı. Doktor hâlâ

«Az kaldı, şimdi bitiyor!» diye mırıldanarak muayenesini sürdürüyordu.

Parmaklarını oramdan çekti. Hemen ardından, sanki bir an eldivensiz parmağıyla orama dokundu gibi geldi bana.

Tam tereddüt içindeyken aynı şeyi bir kez daha hissettim. Bu arada çıplak parmağı orama değince, doğal olarak daha belirgin bir kasılmayla tepki vermiştim.

Aradan bir dakika ya geçti ya geçmedi, artık iyice emin oldum parmağını resmen orama dokundurup dokundurup çekiyordu. Cesareti çoğaldıkça dokundurma süreleri artıyor, azar azar parmakları oramın dudaklarında geziniyordu.

Bir an başımı eğip yüzüne baktım ve aynı anda onunla göz göze geldik. Ona cesaret verecek hiçbir şey yapmadım, ama, cesaretini kıracak bir olumsuz tepki de göstermedim! İkimiz de aynı anda bakışlarımızı kaçırdık.

Şimdi artık parmaklarını oramdan hiç çekmeden devamlı okşuyordu. Üstelik de oramın çevresinde dolaşmayı bırakmış, yavaş yavaş içine doğru sokmaya, klitorisimin çevresinde ve üzerinde gezinmeye başlamıştı.

Yine elimin ayağımın kesilmeye başladığını hissettim. Nefes alışım hızlanmıştı, göğsüm hızlı hızlı inip kalkıyordu. Son bir okşamasıyla birlikte dudaklarımın arasından hafif bir inilti sesi çıktı.

Aynı anda o da olduğu yerde eğildi ve birdenbire dudaklarını orama yapıştırdı. Aklım başımdan gidecek gibi oldu. Yattığım yerimde doğrularak bir çığlık attım ve elimi uzatıp, parmaklarımı saçlarına geçirerek, başını orama doğru bastırmaya başladım.

Hızlı hızlı soluyarak oramı öpüyor, emiyor; hafif hafif ve acıtmamaya özen göstererek ısırıyordu. Özellikle dilini uzatıp içime sokmaya çalışması ve diliyle klitorisime darbeler yapması beni çılgına çeviriyor, muayene masasının üzerinde kıvranıyordum. Bir ara son bir çabayla:

“Ne yapıyorsun doktor?” diye inledim ve “Bu nasıl muayene böyle?”

Neredeyse ağlayacak gibiydim. Ama bu, istemediğim, kabul edemeyeceğim bir durumla karşı karşıya olmaktan kaynaklanan bir üzüntünün ifadesi değil, asla «Hayır!» diyemeyeceğim bir durumla karşı karşıya bulunmanın getirdiği bir zayıflığın ifadesiydi.

Açıkçası, «Bu nasıl muayene böyle?» derken, «Bu ne harika bir muayene böyle?» demek istemiştim.

Yanıt vermedi; hiç ara vermeksizin işine devam etti! Benim direncim çoktan kırılmış, her yanımı vahşi bir arzu kaplamıştı. Benliğimi yine o bilinmeyen güç ele geçirmiş, beni yönetmeye başlamıştı.

Yine, normalde beni hiç terk etmeyen korkular, endişeler, sınırlamalar yok olmuş, onların yerini olağanüstü bir güven ve güçlülük duygusu almıştı.

Yine, hiçbir kuvvetin doktorla birlikte olmamı engelleyemeyeceğini düşünmeye, herkese, her şeye meydan okumaya başlamıştım. En sonunda içimdeki çılgın arzu dayanılmaz bir noktaya ulaştı.

“Hadi artık, ne bekliyorsun doktor?” diye inledim.

Doğruldu, yine göz göze geldik. Gözleri olağanüstü bir ışıltıyla parlıyordu. Ona:

“Ama, burada değil!” diye fısıldadım.

O iğrenç masanın üzerinde olmasını istemiyordum. Özenle beni oradan kaldırdı, kucağına aldı. Yan taraftaki bir paravanın arkasına götürdü. Orada bir yatak vardı. Evet, orada bir yatak vardı! Tavladığı benim gibi hastalarını sikiyordu bu yatakta… Bu doktor işi biliyordu.

Beni yatağa yatırdı ve hemen pantolonunu çözdü. Önündeki organı dimdik dikilmişti. Pantolonu sıyırdığı anda, külodun içinden fırlayacakmış gibi karşımda duruyordu ve uç kısmında külot ıslaktı.

Bir anda elim orasına gitti; külodun üst kısmından elimi sokup organını tuttum. Ardından diğer elimle külotu sıyırdım. Koskocaman nesne elimde, avucumun içindeydi ve elime sığmıyordu.

Dayanamadım; içimdeki, o bana hükmeden sesin emrini yerine getirircesine organının ucunu öptüm. O da bu arada elleriyle başımı tuttu ve sanki organını ağzıma sokmak ister gibi bastırdı.

Arkadaş sohbetlerinde erkeklerin organlarını öpen, yalayan, emen ve bazen bu şekilde erkeği orgazma ulaştıran kadınlardan söz edildiğini duymuştum.

Hatta bazıları, erkeğin boşalma anında bile onun organını emmeye devam eder, ağızlarının içinde boşalmasını sağlarlar, üstelik de bütün spermleri yutarlarmış!

Bense, hayatımda bir kez bile kocamın organını öpmemiş, ağzıma dokundurmamıştım. Tek yaptığım, zaman zaman onu elimle okşamaktı.

Bu yüzden, o an ne yapmam gerektiğini bilmiyor ve korkuyordum. Yine de küçük bir cesaret geldi ve baş kısmını ağzıma sokmasına izin verdim. Müthiş bir şeydi, bir an boğulacağımı sandım. Ellerimle doktoru kendimden biraz uzaklaştırdım:

“Yeteeer!” diye bağırdım, hemen ardından da:

“Beni çıldırtmak mı istiyorsun? Hadi artık ama…” diye inledim. Sesimde adeta yalvarır gibi bir ifade vardı!

Doktor hemen üzerime çullandı, göz açıp kapayıncaya kadar o koskocaman nesneyi içime gömdü. O içimde gidip geldikçe ben altında kıvranıyor ve çığlıklar atıyordum. Yine o harikulade boşluğun içinde uçuyor gibiydim ve inlemelerim kulaklarımda bir volkanın patlamasından çıkan seslere dönüşüyordu.

Çok geçmeden de yine o sihirli sarsıntılar vücuduma yayılmaya, içimdeki bentler yıkılmaya, seller boşalmaya başladı. Tam bu sırada doktor da sert ve güçlü hamlelerle spermlerini cinsel organımın derinliklerine pompalıyordu. Öncekilere göre çok yavaş ve çok cılız son birkaç hamlenin ardından içimden çıktı.

Az önceki o azametli nesne küçülmüş, aşağı sarkmıştı. Ama, itiraf etmeli ki görevini de kusursuz bir şekilde yapmıştı. Doktor hemen üzerini giyindi, odadan çıktı.

Bense bir süre öylece kaldım. Ardından kalkıp giyindim ve doktorun yanına geçtim. Beni yine o güleç yüzüyle karşıladı. Bir süre ne söyleyeceğini bilemeden yüzüme baktıktan sonra:

“Affedersiniz Nevin Hanım!” dedi, “Bu her zaman olan bir şey değil! Ama, itiraf etmeliyim ki beni çok etkilediniz ve kendime engel olamadım. Umarım bana kızmamışsınızdır!”

Ben de ona gülümsedim:

“Yok, hayır; kızmadım!” dedim. Sonra da sağ elimin işaret parmağını yukarı doğru kaldırıp, kızgınlık ifade edercesine sallayarak:

“Ama, sakın bir daha olmasın!” dedim. Acele acele:

“Tabii, tabii!” dedi ve eline reçete koçanını aldıktan sonra ciddileşerek:

“Ne mutlu size ki, ciddiye alınacak hiçbir rahatsızlığınız yok!” dedi, “Yine de ben size bir hap yazacağım, bunu üç gün, günde bir tane olarak alırsınız!”

Reçetemi yazıp verdi. Vedalaştık. Beni kendi odasının kapısından geçirdi. Bekleme salonundaki hamile yardımcısına:

“Nevin Hanım’dan vizite ücretini bir dahaki gelişinde alacağız Nurten.” diye seslendi.

Bir an o Nurten’le göz göze geldik; bana, insanı müthiş derecede rahatsız eden hınzır bir bakışla bakıyordu ve içeride olan biten her şeyin farkında olduğu besbelliydi. Onun bulunduğu yöne hiç bakmamaya özen göstererek

“İyi günler!” diye homurdanarak oradan ayrıldım.

Dışarı çıktığımda ilk iş olarak doktorun yazdığı reçeteyi yırtıp, attım. Ertesi gün rahatsızlığımdan hiç eser kalmamıştı.

Leave a Reply

Your email address will not be published.