Götten Yerken Kendini Rus Çarlığında Hisseden Kapatmanın Enfes Ziyafeti; Antalya’nın yakıcı sıcağında Akdeniz’e karşı çayını yudumlarken, Noyan’ın zihni denizden çok daha fırtınalıydı. Yıllardır süren, artık düzenli bir rutin ve sessiz bir alışkanlıktan ibaret kalan evliliği, hayatındaki renkleri yavaş yavaş soldurmuştu. Ta ki o güne kadar.

Kaleiçi’ndeki tarihi bir restoranda yürütmekte olduğu restorasyon projesinin şantiyesindeyken tanışmıştı Natalia ile. Rusya’dan Antalya’ya mimari fotoğrafçılık yapmak için gelen Natalia; altın sarısı saçları, gözlerindeki derin Akdeniz mavisi ve hayata karşı duyduğu heyecanla Noyan’ın unuttuğu tüm duyguları tek bir tebessümle uyandırmıştı. Birlikte geçirdikleri her proje toplantısı, dar sokaklarda çekilen her fotoğraf karesi, Noyan için yasak ama kaçınılamaz bir çekim alanına dönüşmüştü.

Noyan, her akşam eve döndüğünde eşinin hazırladığı akşam yemeğine oturuyor, ama aklı gündüz Natalia ile paylaştığı o kısacık anlarda kalıyordu. Bir yanda yılların getirdiği vicdan, sorumluluk ve kurulu bir düzen; diğer yanda ise kalbinin adeta yeniden çarptığını hissettiren can suyu gibi bir tutku. Natalia da Noyan’ın hayatındaki bu engelin farkındaydı. Bir akşam Konyaaltı sahilinde, dalga sesleri arasında Noyan’ın elini tutup, “Bazen doğru insanla yanlış zamanda karşılaşırız Noyan, ve bu dünyanın en güzel hüznüdür,” dediğinde, ikisi de fırtınanın tam ortasında olduklarını biliyordu. Noyan, hayatının en zor kararıyla baş başaydı: Güvenli ama renksiz kıyısında mı kalacaktı, yoksa tüm fırtınaya rağmen o derin maviye mi atlayacaktı?

Konyaaltı’nın ışıkları gecenin karanlığına vururken, Noyan evdeki ağır havadan kaçmak için arabasının anahtarını alıp dışarı fırladı. Şehir çoktan uykuya dalmıştı ama onun kalbinde dinmeyen fırtına, ayaklarını doğruca Natalia’nın Kaleiçi’ndeki bahçeli taş evine götürüyordu. Vicdanı ile arzusu arasında mekik dokuduğu o yol, her defasında hem en uzun hem de en kısa yolculuğu oluyordu.

Kapı açıldığında, dışarıdaki serin gece havası yerini mum ışığının sıcaklığına ve Natalia’nın hafif lavanta kokan parfümüne bıraktı. Hiçbir şey konuşmadılar. Yılların biriktirdiği sessiz sitemler, evliliğin getirdiği sorumluluklar ve yasak bir aşkın yakıcı yükü, o dar koridorda dudakların buluşmasıyla bir anda buharlaşıp yok oldu. Natalia’nın parmakları Noyan’ın saçlarında dolaşırken, zaman kavramı Antalya’nın surları arasında kayboldu.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, fısıltıyla konuşulan hayaller ve fonda çalan hafif bir caz müziği eşliğinde Akdeniz’e bakan balkonda oturdular. Bu kaçamak anlar, Noyan için hem nefes aldığı tek sığınak hem de her saniyesi yakında bitecek bir rüyanın burukluğuyla doluydu. Şehrin minarelerinden ilk sabah ezanı okunup güneş Torosların ardından kızıllığını hissettirmeye başladığında, Noyan yavaşça yataktan kalktı. Gece sona ermiş, gerçek dünyanın ve sırlarla dolu hayatının sorumluluğu yine omuzlarına çökmüştü. Natalia’ya son bir kez bakıp sessizce kapıyı kapattı; geride sadece yarım kalmış bir gece ve ruhuna kazınan bir tutku bırakarak.

Leave a Reply

Your email address will not be published.