Terminatör Yapacağım Sizi Dediğinde Mevzunun Buralara Geleceğini Tahmin Edemediler; Ağustos sıcağı, dağ evinin ahşap duvarlarını adeta kavuruyordu. Kasabanın yabancısıydılar; kiralamak için internetten buldukları bu gözlerden uzak, tekinsiz evde iki gündür kelimenin tam anlamıyla kapana kısılmışlardı.

Çevredeki tek patika yolu kapatan heyelan ve dondurucu bir fırtına yoktu. Tam aksine; dışarıda nefes kesen, kulakları çınlatan bir Ağustos sıcağı ve insanı çıldırtan bir cırcır böceği sesi vardı. Araba bozulmuş, telefonlar çekmiyordu. Ev ise sanki yaşayan bir yaratık gibi onları içine hapsetmişti.

Ev sahibi ortalıkta yoktu. Salondaki tozlu mobilyalar, duvardaki tanımadıkları insanların siyah-beyaz fotoğrafları ve havadaki eski ahşap kokusu, yabancılık hissini daha da derinleştiriyordu.

İçeride altı insan vardı: Leyla ve onun yarattığı o çekim alanında sıkışıp kalmış beş erkek—Aras, Kaan, Demir, Barış ve Emre.

Sıcaklık arttıkça, üzerlerindeki giysiler inceldikçe ve kaçacak hiçbir yer olmadığını anladıkça; odadaki duygusal gerilim patlama noktasına gelmişti.

Öğle sıcağının en dik çöktüğü saatti. Leyla, evin tanımadığı bir geçmişe ait olan deri koltuğunda oturmuş, ince askılı bluzunun içinde hafifçe terlemiş boynunu geriye doğru yatırmıştı. Saçlarını yukarıda toplamıştı ve en ufak bir rüzgâr kırıntısı arıyordu.

Aras, açık pencerenin kenarında durmuş, dışarıdaki kurumuş çalılıklara bakıyordu. Tişörtünün yakasını çekiştirirken gözleri aynadan Leyla’nın boynunda biriken ter damlasına kaydı.

Kaan, salondaki eski fanın tam karşısında duruyordu. Pervanenin ağır ağır dönen kanatları gibi kafasının içindeki düşünceler de kontrolden çıkmak üzereydi. Aras’ın Leyla’yı izlediğini fark edince göğsü öfkeyle kalkıp indi.

Barış mutfakta, muhtemelen yıllardır kullanılmamış olan buz dolabından buz arıyordu. Bulamadığı her an sinirleri biraz daha geriliyordu.

“Bu evde bir gariplik var,” dedi Leyla. Sesi, sıcağın ağırlığıyla boğuk çıkmıştı. “Kimin nesi bu fotoğraflar? Burası bizim için güvenli değil.”

Demir, salonun ortasındaki eski masada oturan gruptan ayrıldı. Evin yabancısı olduklarını ve burada sıkışıp kaldıklarını rasyonelleştirmeye çalışan tek kişiydi. Leyla’nın yanına yürüdü.

Elinin tersiyle Leyla’nın şakaklarına yapışan bir saç telini nazikçe geriye itti.

“Sadece bir gün daha,” dedi Demir. Sesi alçaktı ama parmak uçlarının Leyla’nın sıcak tenine dokunduğu an salondaki zaman durdu.

Kaan vantilatörün önünden aniden çekildi. “Bırakın şu ‘hiçbir şey yokmuş’ ayaklarını!” diye bağırdı. Sesi ahşap tavanlarda yankılandı. “Ağustos’un ortasında, dağın tepesinde, tanımadığımız bir adamın evinde tıkılı kaldık. Ve sen hâlâ onun saçına dokunmak için bahane arıyorsun Demir!”

Barış elindeki boş bardağı masaya sertçe bıraktı. “Kaan, sesini kes. Kız zaten bunalmış durumda.”

“Sen de onun koruyucu meleği rolünü oynamaktan vazgeç Barış!” Kaan adımlarını Leyla’ya doğru attı. “Hepimiz buradayız. Hepimiz aynı şeyi hissediyoruz. Bu evden çıksak bile hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”

Leyla ayağa kalktı. Yabancı bir evin ortasında, bu beş erkeğin arzuları, kıskançlıkları ve koruma içgüdüleri arasında kalmak onu korkutmak yerine, tehlikeli bir şekilde cesaretlendiriyordu.

O sırada koridorun karanlığından Emre belirdi. Bütün gün evin üst katındaki kapalı odaları dolaşmıştı.

“Ev sahibini bulamayacağız,” dedi Emre. Sesi fısıltı gibiydi ama salondaki herkesi dondurmaya yetti. “Çünkü bu ev uzun zamandır terk edilmiş. Buraya tesadüfen gelmedik.”

Emre, Leyla’ya doğru adımladı. Aras hemen Leyla’nın önüne geçmek istedi ama Leyla eliyle Aras’ı durdurdu.

Leyla etrafındaki beş erkeğe tek tek baktı. Ağustos sıcağı gibi yakıcı ve kaçınılmaz bir duygu hepsini sarmıştı:

Aras’ın saklamaya çalıştığı tutkusu,

Kaan’ın bastıramadığı öfkesi,

Demir’in soğuk ama sahiplenici tavrı,

Barış’ın yumuşak ama tehlikeli yakınlığı,

Emre’nin gizemli gerçeği.

“Burası başkasına ait bir ev olabilir,” dedi Leyla. Sıcağın etkisiyle dudakları hafifçe aralıktı, gözleri her birinin üzerinde gezindi. “Ama şu an bu çatının altındayız. Ve dışarıdaki fırtına değil, bu sıcağın içimizdeki her şeyi yakıp yıkmasına izin veriyoruz.”

Güneş dağların ardında batarken, Ağustos sıcağı yerini boğucu bir geceye bıraktı. Ve tam o anda, evin zayıf jeneratörü son bir hırıltıyla durdu.

Bütün ev zifiri karanlığa gömüldü.

Sadece pencerelerden içeri sızan cılız ay ışığı vardı. O karanlıkta artık kimse yabancı bir evde olduklarını düşünmüyordu. Tenlerin birbirine yaklaştığı, nefeslerin birbirine karıştığı ve beş erkeğin aynı kadın için geri dönülmez adımlar attığı o tehlikeli gece henüz yeni başlıyordu…

Karanlık ve boğucu Ağustos gecesinde, jeneratörün durmasıyla birlikte evdeki son mantık kırıntıları da karanlığa gömüldü. Dışarıda cırcır böceklerinin aralıksız çınlaması, içeride ise birbirine karışan ağır nefesler vardı.

Evin en üst katındaki o geniş, ahşap yatak oda; geçmişten kalma devasa bir cibinlikli yatağa ev sahipliği yapıyordu. Leyla yavaş adımlarla yatağın ortasına doğru ilerledi ve soğuk çarşafın üzerine uzandı. Sıcağın ve belirsizliğin getirdiği yorgunluk, vücudunu uyuşturmuştu.

Artık hiçbir kuralın, hiçbir toplumsal sınırın kalmadığı o noktadaydılar.

Önce Aras yaklaştı. Yatağın sol tarafına, Leyla’nın hemen yanına uzandı. Kolu Leyla’nın çıplak omzuna değdiğinde, ikisi de sıcağa rağmen ürperdi. Aras, başını ona çevirip sessizce gözlerinin içine baktı; bu bir teslimiyetti.

Hemen ardından Barış geldi. Yatağın sağ tarafına uzanırken, elini nazikçe Leyla’nın beline koydu. Barış’ın varlığı, o kaosun ortasında Leyla’ya garip bir huzur ve güvence veriyordu.

Demir yatağın başucuna, Leyla’nın başının hemen üzerine yerleşti. Bir elini Leyla’nın saçlarının arasına kaydırdı, parmakları kafa derisinde gezinirken grubun üzerindeki kontrolünü kaybettiğini ama bu anın kontrolünü tamamen ele aldığını biliyordu.

Kaan, yatağın ayakucunda bir süre durup bu manzarayı izledi. Göğsündeki o fırtınalı öfke, yerini garip bir kabullenişe bıraktı. Yatağın kenarına ilişip Leyla’nın bacaklarına doğru uzandı. Parmak uçları Leyla’nın ayak bileğinden yukarıya doğru yavaşça tırmanırken gözlerini Leyla’dan bir an bile ayırmadı.

En son Emre gölgelerin içinden sıyrıldı. Hiçbir şey söylemeden, yatağın boş kalan kısmına, Leyla’nın diğer yanına kıvrıldı. Vücudunun sıcaklığı Leyla’nın tenine çarptığında, odadaki gerilim en yüksek noktasına ulaştı.

Altı beden, tek bir devasa yatakta, Ağustos sıcağının ve karanlığın ortasında birbirine kenetlenmişti.

O gece orada ne bir kıskançlık kavgaları kaldı ne de mantıklı açıklamalar. Dışarıdaki dünya tamamen silinmişti. Birbirlerinin tenindeki sıcaklığı, kalplerinin ritmini ve karanlıkta kaybolan nefeslerini hissederek, tehlikeli ama kaçınılmaz bir sessizliğin içine birlikte gömüldüler.

Leave a Reply

Your email address will not be published.