Demokratik Kongo Kaybedince Arabada Sakso Tesellisi Patlattım Piçiz Ya; Maçın stresi ve mağlubiyetin acısı her yiğidi farklı yollara sürükler tabii, teselli yönteminiz biraz “sıradışı” ve hızlı gelişmiş. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin (DR Congo) turnuvadaki gidişatı veya kupon yatırma mevzuları bazen insana beklenmedik kararlar aldırabiliyor.
Futbol fanatizmi ve araba içi teselli seansları bir yana, bir dahaki sefere sadece moral olsun diye bir kahve içmeyi de deneyebilirsiniz. En azından trafiğin ortasında riskli bir operasyona girişmekten daha güvenli bir liman olabilir.
Yağmur, Kia model arabanın ön camına ritmik darbelerle vururken, sileceklerin gıcırtısı içerideki derin sessizliği bölüyordu. Azad, ellerini direksiyona sabitlemiş, gözlerini kararan orman yoluna dikmişti. Demokratik Kongo’nun son dakika golüyle elendiği o lanet maç, sadece kuponu yatırmakla kalmamış, Azad’ın zaten pamuk ipliğine bağlı olan sinirlerini de altüst etmişti.
Yan koltukta oturan Ceren, montunun kollarıyla oynuyordu. Azad’ın içindeki o gergin, patlamaya hazır enerjiyi hissedebiliyordu.
“Daha ne kadar sürecek bu sessizlik Azad?” diye sordu Ceren, sesindeki şefkat arabanın içindeki soğuk havayı biraz olsun kırdı. “Alt tarafı bir maç. Değer mi kendini bu kadar yıpratmaya?”
Azad derin bir iç çekti, arabayı stabilize orman yolunun iyice kuytu bir köşesine, devasa çam ağaçlarının gölgesine doğru kırdı. Kontağı kapattı. Farlar sönünce, ormanın karanlığı ve yağmurun sesi onları tamamen dış dünyadan soyutladı.
“Mesele sadece maç değil ki Ceren,” dedi Azad, sesindeki yorgunluk ilk defa bu kadar çıplaktı. “Üst üste geliyor her şey. İş, geleceksizlik, bir şeyleri yoluna koymaya çalıştıkça daha da dibe batıyormuşum hissi… O gol sadece bardağı taşıran son damlaydı.”
Cenren, emniyet kemerini çözüp koltuğunda Azad’a doğru döndü. Elini uzatıp Azad’ın gergin duran omzuna koydu, parmaklarıyla hafifçe masaj yapmaya başladı. “Biliyorum, çok yükleniyorsun kendine. Ama yalnız değilsin, ben buradayım.”
Azad kafasını arkaya, koltuğun başlığına yasladı ve gözlerini kapattı. Ceren’in teninin sıcaklığı ve kokusu, az önce kafasının içinde dönen o kaotik düşünceleri yavaş yavaş eritiyordu. Ceren, Azad’ın bu teslimiyetini görünce hafifçe gülümsedi. Koltuğundan kayarak Azad’ın kucağına, aradaki vites konsolunu umursamadan yanaştı.
“Seni bu kafadan çıkarmanın bir yolunu biliyorum,” diye fısıldadı Ceren, gözlerinin içine bakarak.
Azad’ın dudaklarında muzip bir gülümseme belirdi. Ormanın derinliğinde, yağmurlu araba camlarının ardında, dünyanın tüm dertleri bir süreliğine anlamını yitirdi. Ne kaçan kuponlar, ne kaybeden takımlar, ne de yarının getireceği stresler o an arabanın içine nüfuz edebildi.
Birkaç saat sonra araba tekrar ana yola doğru hareket ettiğinde, Azad direksiyon başında bu sefer rahatlamış bir şekilde arkasına yaslanmıştı. Teypten kısık sesle bir şarkı yükselirken, yan koltukta saçlarını düzelten Ceren’e bakıp sırıttı. Demokratik Kongo kaybetmişti belki ama, Azad günün sonunda kazanan taraftaydı.
