Burger Yiyelimin Sahibi Misin Be Adam Nasıl Yediriyorsun Öyle Taze Müşteriye; Yağmur, şehrin ışıklarını bulanıklaştıran yoğun bir perdenin arkasından yağarken, Melisa restoranın loş köşesindeki masada oturmuş, bardağındaki buzların erimesini izliyordu. İçeride hafif bir caz tınısı dönüyor, insanların fısıltıları müziğe karışıyordu. Sıradan bir akşamdı, ta ki o kapıdan içeri girene kadar.

Göz göze geldikleri an, aralarındaki o tanıdık ama bir süredir saklı kalan yüksek çekim kendini belli etti. Uzun zamandır süren o monoton, ne yapılacağı önceden tahmin edilebilir günlerin tozu bir anda havaya savrulmuş gibiydi. Adam, adımlarını hiç acele ettirmeden doğrudan Melisa’nın masasına doğru yürüdü. Üzerindeki ceketi çıkarıp sandalyenin arkasına asarken, gözlerini Melisa’nın gözlerinden tek bir saniye bile ayırmadı.

“Geç kaldım,” dedi sesi hafif bir tebessümle kısılarak. “Ama beklediğine değecek bir planım var.”

Melisa meydan okuyan bir tavırla arkasına yaslandı. “Öyle mi? Rutin akşam yemeği planlarından sıkıldığımı biliyorsun sanıyordum.”

Adam masaya doğru biraz daha eğildi; aralarındaki mesafe azaldığında, Melisa onun kokusunu ve teninin sıcaklığını hissetti. Bu yakınlık, nabzının hızlanmasına yetmişti. “Bu gece rutin olan hiçbir şey yok,” diye fısıldadı. Elini masanın üzerinden uzatıp Melisa’nın elini kavradı. Parmaklarının birbirine kenetlenmesiyle birlikte, ikisinin de içinde uzun süredir uyuyan o sabırsız, heyecanlı enerji tamamen uyandı.

Hesabı ödeyip restorandan hızla çıktılar. Yağmur sokakları yıkarken, adam Melisa’yı elinden tutup arabaya doğru neredeyse koşarak yönlendirdi. Arabanın kapıları kapandığı an, dışarıdaki dünyanın tüm gürültüsü kesildi; geriye sadece sileceklerin ritmik sesi ve arabanın içindeki o yoğun, elektrikli sessizlik kaldı. Birbirlerine baktılar. İlk günlerin o durdurulamaz, heyecanlı arzusu odaktaydı.

Adam arabayı şehrin kalabalık caddelerinden uzakta, yüksek bir tepede, şehrin tüm ışıklarının ayaklar altına serildiği kör bir noktaya çekti. Arabayı durdurdu, motoru kapattı ve sadece ön panelin loş, mavi ışığı içeriyi aydınlattı.

“Neredeyiz?” diye sordu Melisa, sesindeki heyecanı gizlemeye çalışarak.

“Her şeyden uzaktayız,” dedi adam. Emniyet kemerini çözüp tamamen Melisa’ya doğru döndü. Elini kaldırıp Melisa’nın yüzüne düşen bir saç tutamını yavaşça kulağının arkasına itti. Parmaklarının sıcaklığı Melisa’nın yanağında, ardından boynunda gezindi. Bu küçük dokunuş, ikisinin de nefesini hızlandırmaya yetti.

“Uzun zamandır birbirimize gerçekten bakmadığımızı fark ettim,” diye devam etti adam, sesi bu kez daha derindi. Melisa’nın çenesini hafifçe kaldırarak göz teması kurmalarını sağladı. “Sadece iş, günlük koşturmaca… Ama bu gece sadece sen varsın.”

Melisa, onun gözlerindeki o yoğun ve kararlı bakışı gördüğünde, aralarındaki çekimin tüm bedenini sardığını hissetti. Monotonluktan şikayet ettiği o günler saniyeler içinde silinip gitmişti. Elini adamın göğsüne koydu, kalbinin ne kadar hızlı çarptığını avucunun içinde hissedebiliyordu. Adam, Melisa’nın bu hamlesiyle daha da yaklaştı, nefesi Melisa’nın dudaklarına değerken aralarındaki o tatlı gerilim doruk noktasına ulaştı.

O gece, şehrin ışıklarına karşı, sadece iki insanın birbirine olan yüksek çekimi ve o tutkulu bağın yeniden keşfi vardı. Rutinlerin ötesinde, her anın tadını çıkararak, birbirlerinin varlığında tamamen kayboldular.

Leave a Reply

Your email address will not be published.