Karısını Seyyar Saat Satan Zenciye Önlü Arkalı Hönkürtmeli Kanırtmalı Dehletti; Karısı bundan büyük memnuniyet duymuştu. Sercan, elindeki eski köstekli saatin tıkırtısını dinlerken odanın içindeki sessizlik neredeyse elle tutulur hale gelmişti. Masanın diğer ucunda, şehre yeni taşınan ve antika saat ticaretiyle uğraşan iş ortağı Isko oturuyordu. Aralarındaki ilişki ilk başta sadece ticari bir güvene dayansa da, zamanla Sercan’ın hayatındaki en büyük boşlukları dolduran bir dostluğa dönüşmüştü. Ya da Sercan öyle sanıyordu.
Nalan ise sessizce kahve fincanlarını masaya bıraktı. Gözleri bir anlığına Isko’nun gözleriyle kesişti; o anki bakışmada, Sercan’ın saf güveninin arkasına gizlenmiş ayların, belki de yılların getirdiği gizli bir ortaklık vardı. Sercan, dostuna ve eşine olan sonsuz inancıyla bu sessiz anlaşmayı fark edemeyecek kadar kendi dünyasına gömülmüştü.
Sercan, iş seyahatini beklenenden erken bitirip şehre döndüğünde sokaklar bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmurla yıkanıyordu. İçinde, anlam veremediği bir huzursuzluk vardı; sanki zamanın ritmi bozulmuş, her şey olması gerekenden daha yavaş akıyordu. Anahtarı kapının kilidine soktuğunda, içeriden gelen tanıdık sesler adımlarını durdurdu.
Koridorun loş ışığında, salondan sızan fısıltıları duydu. Nalan’ın gülüşü ve ardından Isko’nun sakin, kendinden emin sesi… Sercan’ın zihninde o an her şey birer yapboz parçası gibi yerine oturdu. Aylardır süren dalgınlıklar, zamansız gelen telefonlar ve o masadaki gizli bakışmalar… İhanet, kapının arkasında çırılçıplak duruyordu.
Sercan tek bir kelime bile etmeden arkasını döndü. Elindeki bavulu kapının yanına bıraktı, sadece ceketini alarak kendisini dışarıdaki soğuk yağmurun altına attı. Nalan arkasından seslenecek oldu ama sesi boğazında düğümlendi.
Sercan, hayatını adadığı kadını ve dost bildiği adamı o evde, kendi ihanetlerinin karanlığıyla baş başa bırakarak uzaklaştı. O gece şehir sadece yağmura değil, bir adamın darmadağın olmuş dünyasına da şahitlik ediyordu.
Sercan’ın gidişinin ardından evde kalan sessizlik, yerini suçlulukla karışık tuhaf bir gerilime bıraktı. Kapının kapanma sesi, Nalan ve Isko için geri dönüşü olmayan bir yolun ilk adımıydı. Aralarındaki o gizli çekim, artık arkasına saklanacakları bir yalan kalmadığı için tüm çıplaklığıyla ortadaydı.
Isko, masanın üzerinde duran sigara paketine uzandı, elleri hafifçe titriyordu. Nalan ise pencereden dışarıya, Sercan’ın yağmurda kaybolan silüetinin ardına bakıyordu. İçindeki pişmanlık dalgası, yerini uzun zamandır bastırdığı o tehlikeli tutkuya bıraktı.
Gecenin o yoğun ve karanlık tutkusu yerini sabahın gri ışıklarına bıraktığında, odada sadece yorgunluk ve ağır bir hesaplaşma havası kalmıştı. Nalan, Isko’nun göğsünde yatarken, fırına verdikleri bu mercimeğin, aslında kendi geleceklerini de yakıp kül eden bir ateş olduğunu içten içe biliyordu.
Bu saatten sonra ne Sercan geri dönebilirdi ne de onlar için hiçbir şey eskisi gibi temiz kalabilirdi. Oyun bitmiş, gerçeğin soğuk yüzü ortaya çıkmıştı.
