Evlerine Gelen Annesinin Türbanlı Arkadaşını Elde Edeceğinin Hayalini Kurarken; Salondan gelen kahkaha sesleri, odasının kapalı kapısının ardından bile netçe duyuluyordu. Cihan, masasının başında açık duran kitabına bakıyor ama tek bir satırını bile okuyamıyordu. Zihni, az önce kapıda karşıladığı o kadının, annesinin lise arkadaşı Leyla’nın görüntüsüyle meşguldü.
Leyla Teyze –ona böyle hitap etmesi gerekiyordu– eve her gelişinde sanki dışarıdaki dünyadan farklı bir hava getiriyordu. Başındaki ipek eşarbın kusursuz kıvrımları, yüzündeki o sakin ama insanı tartan ifade ve her hareketine yansıyan o ağırbaşlı zarafet… Cihan için o, sadece annesinin bir arkadaşı değil; ulaşılamaz, dokunulmaz ve tam da bu yüzden zihnini esir alan bir gizemdi.
Mutfaktan gelen kahve kokusu, salondaki sohbetin derinleştiğinin habercisiydi. Cihan yerinden kalktı, aynada kendine baktı. İçinde yükselen bu yoğun merak ve arzu, beraberinde derin bir suçluluk duygusunu da getiriyordu. O, annesinin en yakın dostuydu; evlerine gelen bir misafir, saygı duyulması gereken bir büyüktü. Toplumun koyduğu tüm kurallar, ahlaki sınırlar zihninde barikatlar kuruyordu. Ama o barikatlar, Leyla’nın her gülüşünde biraz daha esniyordu.
“Sadece bir bahane,” diye düşündü Cihan. Salona gitmek, o odadaki havayı solumak için bir bahane bulmalıydı.
Elinde boş su bardağıyla salona adım attığında, annesi mutfağa geçmek üzere ayaklanmıştı. Leyla ise koltukta, bacak bacak üstüne atmış, elindeki kahve fincanını tabağına koyuyordu. Annesinin odadan çıkışıyla, salondaki zaman bir anlığına yavaşladı.
“Aa, Cihan,” dedi Leyla. Sesi, Cihan’ın zihninde kurduğu tüm o fantezi dünyasını tetikleyen o olgun ve sıcak tondaydı. “Derslerini bölmüyoruz ya?”
“Hayır, Leyla Teyze… Biraz ara vermiştim,” diyebildi Cihan. Gözleri, kadının eşarbının altından süzülen birkaç saç telinde ve yüzündeki o hafif, ne düşündüğünü asla tam olarak açık etmeyen tebessümde takılı kaldı. O an, bu odada var olan tek şeyin, aralarındaki o söylenmemiş, tamamen Cihan’ın zihninde büyüyen ama Leyla’nın da fark edip etmediğini asla çözemediği o sessiz gerilim olduğunu hissetti.
Leyla, bakışlarını Cihan’ın üzerinde biraz uzun tuttu. O bakışta ne bir kınama vardı ne de bir davet; sadece insanı eriten bir tecrübenin ve merakın izleri vardı. Cihan, adımlarının onu nereye götüreceğini bilemeden, aralarındaki o görünmez mesafeyi kapatmanın hayaliyle öylece kalakaldı.
Annesi mutfakta fincanları makineye dizerken, salondaki sessizlik Cihan için neredeyse sağır edici bir boyuta ulaştı. Leyla, oturduğu koltukta hafifçe dikleşti. Üzerindeki uzun, dökümlü zümrüt yeşili tuniğin kumaşı hışırdadı. Gözleri, Cihan’ın elindeki boş su bardağına, oradan da gencin gergin omuzlarına kaydı.
“Büyümüşsün Cihan,” dedi Leyla, sesini bir ton düşürerek. Bu hitap, az önceki “Derslerini bölmüyoruz ya?” sorusundaki teyze edasından çok uzaktı. “Erkek olmuşsun. Zaman ne çabuk geçiyor.”
Cihan, boğazının kuruduğunu hissetti. Elindeki bardağı sıkıca kavrayarak bir adım yaklaştı. “Zaman geçiyor ama bazı şeyler hiç değişmiyor Leyla Teyze. Hâlâ… çok güzelsiniz.”
Kelimeler ağzından bir anda dökülüvermişti. Cihan, söylediği şeyin cesaretiyle irkilerek hemen Leyla’nın yüzündeki ifadeyi yakalamaya çalıştı. Öfkelenecek miydi? Yoksa onu azarlayacak mıydı?
Leyla, bu iltifat karşısında şaşırmış gibi görünmedi. Aksine, dudaklarının kenarında çok hafif, neredeyse belirsiz bir tebessüm belirdi. Başını hafifçe yana eğdi; bu hareketle ipek eşarbının ucu omzundan geriye doğru kaydı. Bakışlarını Cihan’ın gözlerinden ayırmadan, elini koltuğun yanındaki boş mindere koydu.
“Teşekkür ederim,” dedi, sesindeki tınıda gizli bir oyunbazlık vardı. “Ama bir kadına ‘teyze’ diyerek iltifat etmek… sence de biraz çelişkili değil mi?”
Cihan, kalbinin göğüs kafesini dövdüğünü hissediyordu. Leyla, aralarındaki o ahlaki ve yaşa dayalı sınırı kendi elleriyle gevşetiyordu. Bu açık bir davet değildi belki ama kesinlikle yeşil bir ışığın anlık parlamasıydı.
“Haklısın,” dedi Cihan, sesinin titrememesine özen göstererek. “Leyla.”
Kadın, isminin genç bir erkek tarafından, unvansız ve bu kadar vurgulu telaffuz edilmesiyle gözlerini hafifçe kıstı. Bakışlarında, Cihan’ın bu cüretinden hoşlandığını ele veren tehlikeli bir ışıltı belirdi. Elini oturduğu koltuğun kenarından çekmedi, aksine parmaklarıyla kumaşın üzerinde ritmik, yavaş hareketler yapmaya başladı.
Tam o sırada mutfaktan annesinin ayak sesleri ve “Leyla, içerideki dolaptan taze havlu getireyim mi?” sorusu duyuldu.
Büyü bir anlığına bozulur gibi oldu ama Leyla bakışlarını Cihan’dan ayırmadı. Doğrulurken, üzerini düzeltiyormuş gibi yaptı ve Cihan’ın tam yanından geçerken, omzu bilerek ve son derece yavaş bir şekilde Cihan’ın göğsüne süründü. Kokusu, odanın tüm havasını kapladı.
Kapı eşiğine geldiğinde durdu, arkasına dönmeden, sadece başını hafifçe çevirerek fısıldadı:
“Yarın annenin dernek toplantısı var, biliyorsun değil mi? Evde yalnız kalacaksın. Derslerine iyi çalış.”
Leyla salondan çıkıp annesinin yanına doğru adımlarken, arkasında sadece topuklularının sesi ve Cihan’ın zihnini altüst eden o son cümlenin yankısı kaldı.
