Lavuk Sadece Oralist Azgın Karısının Ateşini Söndürecek Alete Sahip Değil; Hikaye, Azad’ın kendi sınırlarıyla yüzleştiği ve Rojin’in durdurulamaz arzularının gölgesinde kaldığı daha sert bir tona bürünüyor.

Azad, Rojin’in yanındayken kendini her zaman bir kuyumcu gibi hissetmişti; ince işçilik yapıyor, sabırla dokunuyor ve tüm oral yeteneklerini onun üzerinde bir zanaat gibi sergiliyordu. Ancak Rojin, incelikten ziyade bir fırtınanın peşindeydi. Azad’ın sunabildiği o teknik ve yumuşak dünya, Rojin’in içindeki devasa boşluğu doldurmaya yetmiyordu.

O gece yatak odasında, Azad yine tüm çabasını ortaya koymuştu. Ter içindeydi, nefes nefeseydi. Ama kafasını kaldırıp Rojin’e baktığında, karısının gözlerinin tavandaki avizeye dikili olduğunu gördü. Rojin oradaydı ama ruhu çoktan başka bir ihtimalin peşine düşmüştü.

“Yine mi olmadı?” diye sordu Azad, sesi odadaki sessizlikte yankılanırken.

Rojin yavaşça doğruldu, uzun siyah saçlarını geriye attı. Azad’a bakışı, bir acımadan ziyade, kabullenmiş bir hüsrandı. “Sen çok iyisin Azad,” dedi Rojin, sesi bir bıçak kadar keskin ama sakindi. “Ama sen sadece kıyıda oynamayı seviyorsun. Benimse boğulmaya ihtiyacım var. Ve sende beni boğacak o güç, o alet yok.”

Azad bu lafın altında ezildi. Karısının “ateşini söndürmek” için gösterdiği tüm o dil oyunları ve nazik dokunuşlar, Rojin’in gözünde artık sadece birer oyalama taktiğiydi. Rojin, Azad’ın yetemediği o boşluğu doldurmak için telefonuna uzandı. Azad, karısının kiminle konuştuğunu, kimi çağırdığını sormaya bile cesaret edemedi.

Bir saat sonra kapı zili çaldığında, Azad salondaki koltuğunda büzülmüş durumdaydı. Rojin, kapıyı açmak için koridordan geçerken Azad’ın gözlerinin içine baktı. Bu bakışta bir davet yoktu; sadece bir bildiri vardı.

“Sen sadece izlemeyi ve anlatmayı bilirsin Azad,” dedi Rojin kapıyı açmadan hemen önce. “Şimdi bırak da gerçek bir yangın nasıl söndürülür, onu bizzat yaşayayım.”

Azad, odasının kapısı kapandığında ve içeriden o yabancı, sert sesler gelmeye başladığında, kendi evinde bir yabancıya dönüşmüştü. Karısının çığlıkları bu kez hüsrandan değil, Azad’ın ona asla veremediği o ham ve sert doygunluktan geliyordu. Azad, elindeki kitapla baş başa, sadece bir izleyici olarak kalmıştı.

Leave a Reply

Your email address will not be published.